1 MAYIS
dodozi | Gündem, Nedir-? | 30 Nisan, 2008 | Yorum Yapılmamış »
1 MAYIS NEDİR ?
1 Mayıs, dünyada çalışanların uluslararası dayanışmasının kutlandığı, emeğin yüceliğin hatırlatılarak anıldığı gündür. 1 Mayıs 19. yüzyılın ikinci yarısında sekiz saatlik iş günü mücadelesi içinde doğdu, daha sonra uluslararası planda işçilerin dayanışma günü, emeğin bayramı olarak kutlandı. 1 Mayıs vahşi kapitalizme karşı daha insanca çalışma ve yaşama talebinin, sosyal adalet mücadelesinin ve dayanışmanın simgesi oldu. Zaman zaman içeriğinden uzak yaklaşımlarla, devlet törenleriyle de kutlandığı oldu. Çalışanların sorunların daha ağır olduğu ülkelerde daha gergin kutlamalar gündeme geldi, egemen sınıfların şiddete başvurarak engellediği kutlamalar yaşandı. Batı ülkelerinde zaman zaman şenliklerle ya da cılız gösterilerle kutlandı. Ama 120 yılı aşkın bir süredir sendikalar, işçiler, emek yanlısı partiler 1 Mayısı kutlamaya ve önemli gördükleri siyasal/sosyal talepleri dile getirmeye devam ettiler. Bugün yeryüzünde 1 Mayıs günü gösteri yapılmayan pek az ülke kaldı.
1 MAYIS’IN KÖKENİ
1880′li yıllar, ağırlıklı olarak kol emeğinin kullanıldığı ve çalışma şartlarının çok kötü olduğu yıllardı. Küçük çocukların karın tokluğuna çalıştırılması ve 14 -15 saate kadar varan iş günleri söz konusuydu.
Şirketler eşi görülmemiş bir hızla büyürken, işçiler, işyeri güvenliği, sağlık koşulları, örgütlenme ve grev gibi en temel haklarını dahi tanımayan bir siyasi ve hukuki sistem ile karşı karşıyaydılar.
1881 yılında yarım milyon işçiyi temsilen kurulan Örgütlü Meslek ve Emek Birlikleri Federasyonu
“8 saatlik iş günü” mücadelesini ülke geneline yaymak ve işçilerin kararlılıklarını göstermek amacıyla mücadeleyi yükseltti.
Tekstil işçisinin gerçekleştirdiği eylem kanla bastırıldı. Aynı kentte, bir ABD’nin Chicago kentinde 40 bin fabrikada 8 saatlik işgünü için greve çıkan 1400 işçi işten atıldı. Aynı tarihlerde greve çıkanlara ateş açıldı ve 4 işçi yaşamını yitirdi.
Saldırılar, mücadele ateşini söndürmedi, aksine körükledi. ABD ve Kanada’da sendikalar ve diğer örgütlerin yükselttiği mücadele sonucu 1 Mayıs 1886′da yaklaşık 350 bin işçi greve çıktı. Tarih işçi sınıfının böylesine örgütlü ve kararlı tepkisine ilk kez tanık oluyordu. Tüm ülkede yaşam durdu. İşçiler üretimden gelen güçlerini kullanıyordu.
İşçilerin bu topyekün isyanı, işverenlerin tepkisini çekti. Chicago’da greve çıkan 40 bin işçinin eylemini bastırmak için, saldırılar düzenlendi. işverenler grev kırmak için sokak çeteleriyle anlaştı. Sokak çeteleri bir taraftan işçilere saldırıyor, bir taraftan da grev kırıcılığı yapıyordu. Grevci işçilerle sokak çeteleri arasında çıkan kavga sırasında, polisin işçilerin üzerine ateş açması sonucu 4 işçi yaşamını yitirdi.
Hükümet ve işverenler, işçi eylemini kolay kolay içlerine sindiremiyordu. 1 Mayıs sonrası işten atmalar, baskılar yoğunlaştı. Olaylara neden oldukları gerekçesiyle 8 işçi hakkında idam istemiyle dava açıldı. İşçiler idam cezasına çarptırıldı.
Dört yiğit işçi önderi Albert PERSONS, Adolph FISCHER, George ENGEL ve August SPIES, 1 Mayıs 1886 yılında 8 saatlik iş günü mücadelesinde önderlik yaptıkları için idam edildi.
Albert PERSONS isimli işçi, özür dileme şartıyla affedileceğinin söylenmesi üzerine, mahkeme heyetinin karşısında tarihe geçecek sözlerini söyledi: “Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım.”
İşçi önderlerinin cenaze törenine yüz binlerce insan katıldı. ABD’de yaşanan bu olaylar uluslararası işçi örgütlerini harekete geçirdi. II. Enternasyonal 1889′da Paris’te düzenlediği kongrede, Amerikan işçilerinin mücadelesini desteklemek amacıyla dünya çapında gösteriler düzenledi. 1890′dan başlamak üzere 1 Mayıs’ı da, “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kabul etti.
1 MAYIS MARŞI
Günlerin bugün getirdiği baskı zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez sömürü devam etmez
Yepyeni bir hayat gelir bizde ve her yerde
1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı
Yepyeni bir güneş doğar dağların doruklarından
Mutlu bir hayat filizlenir kavganın ufuklarından
Yurdumun mutlu günleri mutlak gelen gündedir
1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı
Vermeyin insana izin kanması ve susması için
Hakkını alması için kitleyi bilinçlendirin
Bizlerin ellerindedir gelen ışıklı günler
1 Mayıs 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı
Devrimin şanlı yolunda ilerleyen halkların bayramı
Ulusların gürleyen sesi yeri göğü sarsıyor
Halkların nasırlı yumruğu balyoz gibi patlıyor
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor
Gün gelir gün gelir zorbalar kalmaz gider
Devrimin şanlı yolunda kül gibi savrulur gider.
Yolumuzu açtılar taşınacak bir bayrak, sorulacak bir hesap bıraktılar
1 Mayıs kavgası, dünyada da ülkemizde de zorlu olageldi. Gün geldi, kanımızın döküldüğü, gün geldi zaferlerimizi kutladığımız bir gün oldu.
Ezilenlere birlik olmanın, proletaryaya sınıfının bilincini taşıyan bir gündü sonuçta ve böyle olduğu için de hep engellemeye çalıştılar.
Gün oldu yasaklarla, gün oldu katliamlarla engellemeye çalıştılar. İşte bu sayfada adı olanları bu saldırılarda şehit verdik. Onlar, kavganın içinde, proleteryanın en özel gününde, kızıl bayrakların en çok yakıştığı bir kavga gününde şehit düştüler.
1 Mayıs’taki ilk şehitlerimizi 1 Mayıs 1977′de İstanbul Taksim’de verdik.
Kontrgerillanın kurşunları aldı onları aramızdan. 35 şehit verdik o gün Taksim Meydanı’nda ve o gün 1 Mayıs Alanı oldu orası. İşte 1 Mayıs Alanı’nı 1 Mayıs Alanı yapan şehitlerimiz:
Ali Sidal, Kadir Balcı, Hasan Yıldırım, Hikmet Özkürkçü, Ramazan Sarı, M. Elmas, Mültezim Oltulu, Mahmut Atilla Özbelen, Ömer Narhan, Bayram Çıtak, Kahraman Alsancak, Aleksandros Konteas, Meral Cebren, Kadriye Duman, Leyla Altıparmak, Ahmet Gözükara, Ercüment Gürkut, Garabet Ayhan, Sibel Açıkalan, Nazan Ünaldı, Hatice Altun, Ali Yeşilgül, Niyazi Darı, Mehmet Ali Genç, Hacer İpek Saman, Bayram Sürücü, Hüseyin Kırkın, Nazmi Arı, Jale Yeşilnil, Kenan Çatak, Rasim Elmas, Diran Nigiz, Hamdi Toka, Ziya Baki, Bayram Eyi…
Farklı mesleklerden, her milliyetten emekçiler vardı aralarında. Birlikte halktılar.
Cunta yıllarının ardından 1 Mayıs’ı yasaklayanlara karşı mücadelenin her biçimini, tüm araçları kullanarak mücadeleye giriştik.
Öztürk ACARİ ve Salih KUL zor yıllarda mücadeleyi sürdüren iki Devrimci Sol militanıydılar. 1 Mayıs 1988′in hazırlıkları içindeyken 30 Nisan’da, İstanbul Okmeydanı’nda katledildiler. Öztürk ve Salih, onlar da 1 Mayıs eylemine hazırlanıyorlardı. 1 Mayıs’ı yasaklayanlara söyleyecek sözleri vardı. İstanbul Okmeydanı Gürsel Mahallesi’nde kaldıkları evde kuşatıldılar. Teslim olmayı reddetti Öztürk ve Salih, ertesi gün 1 Mayıs alanına onların direniş ruhu taşındı…
Yıl 1989′du. Binlerdik Taksim
Önünde bir işçiydi Mehmet Akif DALCI. Binlerden biriydi. Öfkesini, sınıf bilincini kuşanıp gelmişti 1 Mayıs Alanı’na.
Çatışmada en öndeydi. Kortej Kasımpaşa’ya yöneldiğinde elinde taşları savaşıyordu Mehmet. İşte tam o anda, elindeki taşı fırlatmaya hazırlanırken vuruldu. 4 Mayıs günü yaklaşık 5 bin kişi katıldı cenazesine. 1 Mayıs’ta savaşandı Mehmet, kavgayı öğretendi…
U. Yaşar KILIÇ ve Şengül YILDIRAN, İYÖ-DER’li iki devrimci öğrenciydiler. Ertesi gün 1 Mayıs’ta taşıyacakları pankartı yazarken, 30 Nisan’da İstanbul Moda’da kaldıkları evde katledildiklerinde, 1993 1 Mayıs’ının arifesiydi.
Uğur, İ.Ü.Veteriner Fakültesi öğrencisiydi. 1992-1993 öğretim yılında katıldı mücadeleye. Kısa sürede İYÖ-DER yöneticilerinden biri oldu.
30 Nisan’da infazdan 6- 7 saat önce Belediye-İş Sendikası Beyoğlu Şubesi’ndeki işçi temsilcileriyle yapılan 1 Mayıs konulu toplantıda gençliği temsil etti. 6- 7 saat sonra “terörist” denilerek katledildi.
Şengül, örgütlü mücadele ile ‘89-90 yılında İ.Ü.’de tanıştı. Dev-Genç çalışmaları içinde yer aldı. Onları katlederek gençliği yıldırmayı hedefledi düşman. Ertesi gün 1 Mayıs’ta yoldaşları, “Uğurları Şengülleri Tüketemezsiniz” pankartıyla yürüdüler.
1990′larda 1 Mayıs yasaklarını kırmış, alanları kazanmıştık. Hızla kitleselleşiyordu 1 Mayıslar. Devrim, devrimci hareket kitleselleşiyordu. 1996 1 Mayıs’ında işte bunun için kurşunlar yağdırdılar üzerimize.
Gecekondular, İstanbul’un dört bir yanından Kadıköy’e akmıştı o gün. On binler toplanmıştı. Yüz bini aşkın emekçinin yürüyüşü başlayacakken saldırdı katiller. Toplanma yerlerinden biri olan Hasanpaşa’da polisin kitlenin üzerine açtığı ateş sonucunda Dursun ODABAŞ ve Hasan ALBAYRAK şehit düştü.
Buna rağmen sürdü yürüyüş, buna rağmen kutlandı 1 Mayıs. Ateş altında! Mitingin dağılışında yeniden saldırdı düşman. Kurtuluş okuru Yalçın LEVENT şehit düştü bu saldırıda da.
Onlarca kişi gözaltına alındı sonrasında. Onlardan biri olan Akın RENÇBER, kısa süre sonra gördüğü işkenceler sonucunda şehit düştü ve 1996 1 Mayıs şehitlerinin sayısı dört oldu.
Başta dediğimiz gibi; Yolumuzu açtılar. Taşınacak bir bayrak, sorulacak bir hesap bıraktılar. Açtıkları yoldan yürüyeceğiz. Devrettikleri bayrağı taşıyacak, bıraktıkları hesabı soracağız!
1 Mayıs 1977 Katliamı İşçi sınıfının tarihindeki en büyük katliamlardan biri olan 1 Mayıs 1977, oligarşinin kirli tarihinin de bir parçasıdır.
Uluslararası işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma gününün 50 yıllık aradan sonra Türkiye’de 1976 yılında yüzbinlerce kişinin katıldığı kitlesel bir gösteriyle kutlanması, oligarşiyi büyük ölçüde tedirgin etmişti.
DİSK’in organize ettiği 77 1 Mayıs’ı ise bu kez daha güçlü ve kapsamlı bir biçimde kutlanacaktı.
Büyük ölçüde TKP’nin etkinliği altında olan DİSK, 22 Nisan günü yaptığı açıklamada 1 Mayıs’a katılacak örgütleri ve atılacak sloganları ilan ediyor ve 20 bin DİSK görevlisinin güvenlik için hazır olduğunu duyuruyordu. Bu arada sağcı-faşist basın kışkırtıcı yayınlarına hız vermekteydi. Örneğin 20 Nisan gününün Ortadoğu gazetesi “Sol 1Mayıs’ta Halkı Galeyana Getirmek İstiyor” şeklinde manşet atmıştı. 1 Mayıs gününün Tercüman’ında ise Rauf Tamer, ”Arabalar tahrip edilecek, inşallah aldanırız ama, kanlar akacak. Çeşitli solcu gruplar arasında slogan kavgasıdır bu” diye yazıyordu. 30 Nisan tarihli Bayrak gazetesinin manşeti de, “DİSK ve Maocu Gruplar arasında çatışma bekleniyor!” şeklindeydi.
Aslında Provokasyon daha mitingin afişleri asılırken başlamış ve 18 Nisan gecesi Koca Mustafa paşa’da öldürülen Sadık Canaslan adlı öğrencinin sol içi çatışmada vurulduğu söylentileri yayılmıştı. Cinayetten ötürü suçlanan İGD yönetimi bir açıklamayla olayla ilgilerinin olmadığını duyurmuş; fakat bu kez 28 Nisan sabahı İzmir’de yapılan afişlemelerde İdris Türkoğlu adlı bir başka öğrenci öldürülürken aynı iddialar öne sürülmüştü.
Ve 1 Mayıs 1977 sabahı… Türkiye’nin her yanından akın akın gelen işçiler ve devrimci yurtseverler alandaki yerlerini almaktadırlar.
Yürüyüş son derece düzenlidir ve katılım yaklaşık 500 bin civarındadır. Saatler 19.00’u gösterirken katılımın umulanın çok üstünde olması nedeniyle miting hâlâ bitmemiş, Anadolu’dan gelen kortejler henüz alana girememiştir. Bu arada DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler de konuşmasını tamamlamak üzeredir.
İlk silah sesi o an duyulur. Daha sonra alana hakim noktalardan kitlelerin üzerine kurşun yağmaya başlar. İlk silah sesi olayı başlatmak için bir işarettir. DİSK’in kürsü sorumlusu Sıtkı Coşkun’un “Sular İdaresi üzerinde ateş eden insanlar var. İhtar ediyoruz. Bunları etkisiz hale getirin, alın…” diye yaptığı anons işe yaramaz. İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan’ın toplum polisinin amirine sorduğu “Bu duvarın üzerinden ateş edildi bize. Bunlar polis midir, görevli midir?” sorusu da yanıtsız kalır ve İsvan coplanır. Daha sonraki soruşturmalarda ise bu kişiler tamamen reddedilir; zaten boş kovanlar da anında toplanmıştır.
Ateş açılan noktalardan bir diğeri olan Pamuk Eczanesi’nin üst katında ise tabancalar ve mermi kovanları bulunacaktı.
Alanın tarandığı bir başka merkez de Inter Continental Otel’iydi. Daha sonra otelin beşinci ile altıncı katının camlarında içeriden atılmış kurşunların delikleri görülecekti.
Günaydın gazetesinden Necati Doğru, ”5.katta bir odanın kapısı açıktı. Odanın pencerelerinden alanı seyreden kişiler ve masa üzerinde teleobjektifli makineler gördüğüm için gazetecilerin bu odada olduğunu sanarak içeri girdim. Adımımı atar atmaz oldukça mütecaviz bir biçimde itilerek durduruldum. Garsona bu odadakilerin kim olduklarını sordum, ‘polisler’ yanıtını aldım” diyordu. 510 numaralı odada ise MİT yuvalanmıştı
Tüm bunların yanı sıra, dikkat çeken bir başka grup ise, ellerindeki çantaları bir an bile yere bırakmayan ve o gece uçakla ülkeyi terk eden 8- 10 kişilik Amerikalıydı.
Son derece açık olan şey, ateşin kalabalığı kürsüye doğru sıkıştırarak panik yaratma amacıydı. Panzerler kitleyi sıkıştırıyor ve insanları en dar yokuşa, Inter Continental Oteli ile Pamuk Eczanesi arasında kalan Kazancı Yokuşu’na doğru yöneltiyordu. Olaylar başlamadan az önce Kazancı yokuşu başına park edilen mavi renkli bir Fiat kamyonet ve yerlerde rastgele duran tekerlekli el arabaları
Kazancı’ya iniş ve çıkışı engelliyorlardı. Sel halinde akan insanlar kamyonetin iki yanından ve el arabalarının üzerinden geçerek Kazancı Yokuşu’ndan aşağıya doğru kaçmaya çalışıyorlardı. Tam bu sırada yokuşun biraz aşağısındaki garajdan çıkan beyaz renkli bir Renault uzun menzilli silahlarla kitleyi tarayacaktı.
Beyaz Renault da bulunan polis memuru Necati Tınaz, daha sonra bu durumu ”üstümüze geldiler havaya ateş ettik” diye açıklayacaktır.
Sonuçta o gün Taksim Alanı’nda 126 kişi yaralanmış, 35 kişi de şehit düşmüştü. Ölümlerin 28’i ezilmeler sonucu meydana gelmişti. Yalnızca 25 kişi Kazancı Yokuşu’nda ezilerek Meral Özkol ise panzer altında kalarak yaşamını yitirmişti. Olayda 2000’e yakın mermi atıldığı saptanmış, buna karşın yalnızca 5 kişi kurşun yarası nedeniyle ölmüştü. Açılan davanın iddianamesinde, amacın “halk üzerinde yılgı, korku ve panik yaratmak” olduğu vurgulanıyordu.
Ertesi gün boyalı basın, beklendiği gibi sol içi çatışmayı öne çıkarıyor ve “Maocu vatan hainleri işçi bayramını kana buladı” (Günaydın), manşetleri atıyordu. Sol gazeteler de hâlâ olayın ne olduğunu anlamamakta ısrarlıydılar. TKP’nın organı Politika’ya göre “1 Mayıs töreni tam bittiği sırada Maocu ve terörist oldukları ileri sürülen grupların silahlı saldırısına uğramıştı.” Diğer taraftan de benzer açıklamalar birbirini izliyordu.
Olayların sonrasında devrimci sosyalist hareket ve Dev-Genç gibi yapılar ise olayın CIA tarafından tezgahlandığını, sol içi bir olay olmadığını vurgulamışlardı.
Olayı yakından yaşamış biri olan Şükran Ketenci ise, “Bence olayı başlatmada araç olma anlamında, yürüyüşe alınmayan gruplar suçlansa bile, olayın boyutlarını büyüten, yönlendiren çok daha değişik güçlerdi” diye açıklama yapıyordu.
Yarım yüzyıllık uzun bir aradan sonra Türkiye’de ikinci kez kutlanan 1 Mayıs, böyle sonuçlanmıştı. 8’i kadın tam 35 kişinin kanı Taksim Alanı’nı kızıla boyamıştı. Amaç, her zamanki gibi aynıydı: yükselen kitle hareketini boğmak, devrimci gelişmeyi önlemek.
İşçi sınıfı, şehitlerini unutmadı ve sonsuza dek unutmayacak…
Bugün 1 Mayıs
“Bayram coşkusu ve çeşitli etkinliklerle kutlanan 1 Mayıs’lar, dünyanın hangi yöresinde, hangi dinden, hangi dilden, hangi ırktan, hangi renkten olursa olsun, ayırım gözetmeden hepimizin sevgide, saygıda, tasada ve kıvançta birlikte olduğumuzun teyid edildiği günlerdir.”.
İşçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs, 1992 yılında TÜRK-İŞ, DİSK ve HAK-İŞ tarafından birlikte kapalı salon toplantısı biçiminde kutlandı. TÜRK-İŞ ilk kez 1993 yılında İstanbul’da Abide-i Hürriyet Meydanı’nda 1 Mayıs mitingi düzenledi. Kutlamalar daha sonraki yıllarda düzenli biçimde devam etti
1 Mayıs bütün çalışan işçilerin, emekçi halkların, ezilenlerin, bütün insanlığın bayramıdır. Herkese kutlu olsun. Ülkemizde de her yerde kutlanacak tarihsel olarak da İstanbul da, Taksim de kutlanacak emekçilerle, halklarla birlikte devrimciler de orada olacaktır.
