Medyamız Ve Savaş
kamago | Bilgi, Eğitim, Gündem, KaMaGo' nun Köşesi, Siyaset, Tuhaf Şeyler, İlginç | 25 Şubat, 2008 | İlk Yorum Yapılmış »
Türkiye’de büyük holdinglere bağlı gazete ve televizyonların, Irak’ın kuzeyinde gerçekleşen TSK’nın sınır ötesi harekatı konusunda yaptığı yayınlar, büyük bir savaş hayranlığını yansıtıyor.
Hatta, hakim medyanın, Irak’a TSK’dan daha önce girdiğini bile söyleyebiliriz.
Hatta, hükümetin denetiminde olan gazetelerle, Başbakan’ın türban düzenlemesi konusunda azarladığı, hükümetin denetiminin dışındaki medya organları bu konuda tam bir mutabakat halindeler.
1983’ten bu yana düzenlenmiş olan 24 harekatın çözüm getirmediği soruna 25. harekatla benzer bir biçimde müdahale edilmesinin hangi çözümü getireceği sorusuyla medya organları ve yorumcuları hiç ilgilenmiyorlar.
Bundan bir süre önce, Türkiye’nin bütün Genelkurmay başkanlarının, askeri yöntemlerle bu sorunun çözülmeyeceğine dair beyanlarını daha önce manşetlerden vermiş olan gazeteler, şimdi, “kış ortasında doğan Güneş Harekatı” başlıklarını manşete taşıyorlar.
Yayınlanan fotoğraflar ve savaşta yaşamını yitirenlerin sayıları, bu gazete ve televizyonlar için hamasi ve kışkırtıcı bir haber kurgusunun birer malzemeleri durumundalar.
Türkiye medyasının bu şoven ve hamasi yayıncılığının boş bıraktığı gazetecilik alanını ise yabancı ajanslar doldurmaya çalışıyor.
Örneğin İngiliz haber ajansı Reuters, harekatı Cizre’de bir gençle yaptığı röportajla yansıtıyor. Kara harekatını farklı bir açıdan ele alan ve “Türkiye’de 24 yıldır devam eden Kürt sorunu, kardeşi kardeşe karşı getirdi’’ diyen Reuters, Cizre’de bir kardeşi PKK militanı olarak dağa çıkan, diğeri şu anda bölgede askerliğini yapan Kamuran Yürük isimli gençle görüştü.
Böylesi basit bir gazetecilik çalışması bile Türkiye medyasının gazeteciliğin mesleki kriterlerini ayaklar altına alan yayıncılığı karşısında dikkate değer önemli bir haber haline geliyor.
Bir derbi maçın fanatik bir taraftarı gibi davranan Türkiye medyasının bu yaklaşımı, Türkiye’de, Türk ve Kürt yurttaşları karşı karşıya getirebilecek olan bir kaos iklimini de her gün yeniden üretiyor.
Bu kışkırtıcı yayıncılığın etkisi değişik biçimlerde görülmeye başlandı bile. Örneğin dün Malatya’da sınır ötesi harekata tepkilerini dile getirmek ve sorunun demokratik çözümünü talep etmek için bir araya gelenler, ülkücü bir grubun provokatif saldırısıyla karşı karşıya kalıyor. Emniyet görevlileri de bu provokatör topluluğu dağıtmak yerine, demokratik tepkilerini dile getirmek isteyenlerle uğraşıyor. Eğer medya, demokratik, barışçıl ve kardeşliğe dayalı bir çözüm iklimini oluşturmaya önem veren bir yayıncılık yapsa, bu tür olaylar çok kolay gerçekleşebilir mi? Medya bu tür provokatif tavırları, dönemin yükselen değeri durumuna getirmese, bu provokasyonlar bu kadar kolay yaşam bulabilir mi?
Irak’a kara harekatının hemen ardından, adeta ABD’nin harekata verdiği desteğin bir diyeti olarak TEKEL ihalesini Amerikan ve İngiliz sermayeli tütün tekeli BAT’a veren hükümet, dikkatler harekata kilitlenmişken türban değişikliğini onaylayan Cumhurbaşkanı Gül de medyanın yarattığı bu hamasi iklimden güç aldılar.
Türkiye medyasının bugün sürdürdüğü bu tutum, uzun yıllardır alışık olduğu bir tutumun devamı kuşkusuz. Ancak, savaş dönemlerinde nasıl gazetecilik yapılması gerektiğine dair onca girişim ve çalışmaya rağmen, medyanın bu tehlikeli tavrında ısrar etmesi, hastalıklı bir ruh halinden başka bir anlama gelmiyor.
Türkiye’de barışçıl çözümden yana olanlar, savaşa gösterdikleri tepkiyi, medyanın savaş yanlısı yayınlarına da yöneltmeliler.
Halkın, bir izleyici ve okur olarak göstereceği duyarlılık, savaş çığırtkanlığı konusunda yayınlarına dolu-dizgin devam eden medya organlarının tavrının az da olsa dizginlenmesinde etkili olabilir.
Sorunlara da barışçıl çözüm ihtiyacını öne alan sağduyulu insanlar olmalıyız.
Bu yazdıklarım benim ideolojik düşüncelerimden biri olan “HALKLARIN KARDEŞLİĞİ “ ilkesine olan inancımın eseridir.

