Medyamız Ve Savaş

DomainSiz.com || Sizsiz ASLA!!!

Türkiye’de büyük holdinglere bağlı gazete ve televizyonların, Irak’ın kuzeyinde gerçekleşen TSK’nın sınır ötesi harekatı konusunda yaptığı yayınlar, büyük bir savaş hayranlığını yansıtıyor.
Hatta, hakim medyanın, Irak’a TSK’dan daha önce girdiğini bile söyleyebiliriz.
Hatta, hükümetin denetiminde olan gazetelerle, Başbakan’ın türban düzenlemesi konusunda azarladığı, hükümetin denetiminin dışındaki medya organları bu konuda tam bir mutabakat halindeler.
1983’ten bu yana düzenlenmiş olan 24 harekatın çözüm getirmediği soruna 25. harekatla benzer bir biçimde müdahale edilmesinin hangi çözümü getireceği sorusuyla medya organları ve yorumcuları hiç ilgilenmiyorlar.
Bundan bir süre önce, Türkiye’nin bütün Genelkurmay başkanlarının, askeri yöntemlerle bu sorunun çözülmeyeceğine dair beyanlarını daha önce manşetlerden vermiş olan gazeteler, şimdi, “kış ortasında doğan Güneş Harekatı” başlıklarını manşete taşıyorlar.
Yayınlanan fotoğraflar ve savaşta yaşamını yitirenlerin sayıları, bu gazete ve televizyonlar için hamasi ve kışkırtıcı bir haber kurgusunun birer malzemeleri durumundalar.
Türkiye medyasının bu şoven ve hamasi yayıncılığının boş bıraktığı gazetecilik alanını ise yabancı ajanslar doldurmaya çalışıyor.
Örneğin İngiliz haber ajansı Reuters, harekatı Cizre’de bir gençle yaptığı röportajla yansıtıyor. Kara harekatını farklı bir açıdan ele alan ve “Türkiye’de 24 yıldır devam eden Kürt sorunu, kardeşi kardeşe karşı getirdi’’ diyen Reuters, Cizre’de bir kardeşi PKK militanı olarak dağa çıkan, diğeri şu anda bölgede askerliğini yapan Kamuran Yürük isimli gençle görüştü.
Böylesi basit bir gazetecilik çalışması bile Türkiye medyasının gazeteciliğin mesleki kriterlerini ayaklar altına alan yayıncılığı karşısında dikkate değer önemli bir haber haline geliyor.
Bir derbi maçın fanatik bir taraftarı gibi davranan Türkiye medyasının bu yaklaşımı, Türkiye’de, Türk ve Kürt yurttaşları karşı karşıya getirebilecek olan bir kaos iklimini de her gün yeniden üretiyor.
Bu kışkırtıcı yayıncılığın etkisi değişik biçimlerde görülmeye başlandı bile. Örneğin dün Malatya’da sınır ötesi harekata tepkilerini dile getirmek ve sorunun demokratik çözümünü talep etmek için bir araya gelenler, ülkücü bir grubun provokatif saldırısıyla karşı karşıya kalıyor. Emniyet görevlileri de bu provokatör topluluğu dağıtmak yerine, demokratik tepkilerini dile getirmek isteyenlerle uğraşıyor. Eğer medya, demokratik, barışçıl ve kardeşliğe dayalı bir çözüm iklimini oluşturmaya önem veren bir yayıncılık yapsa, bu tür olaylar çok kolay gerçekleşebilir mi? Medya bu tür provokatif tavırları, dönemin yükselen değeri durumuna getirmese, bu provokasyonlar bu kadar kolay yaşam bulabilir mi?
Irak’a kara harekatının hemen ardından, adeta ABD’nin harekata verdiği desteğin bir diyeti olarak TEKEL ihalesini Amerikan ve İngiliz sermayeli tütün tekeli BAT’a veren hükümet, dikkatler harekata kilitlenmişken türban değişikliğini onaylayan Cumhurbaşkanı Gül de medyanın yarattığı bu hamasi iklimden güç aldılar.
Türkiye medyasının bugün sürdürdüğü bu tutum, uzun yıllardır alışık olduğu bir tutumun devamı kuşkusuz. Ancak, savaş dönemlerinde nasıl gazetecilik yapılması gerektiğine dair onca girişim ve çalışmaya rağmen, medyanın bu tehlikeli tavrında ısrar etmesi, hastalıklı bir ruh halinden başka bir anlama gelmiyor.
Türkiye’de barışçıl çözümden yana olanlar, savaşa gösterdikleri tepkiyi, medyanın savaş yanlısı yayınlarına da yöneltmeliler.
Halkın, bir izleyici ve okur olarak göstereceği duyarlılık, savaş çığırtkanlığı konusunda yayınlarına dolu-dizgin devam eden medya organlarının tavrının az da olsa dizginlenmesinde etkili olabilir.
Sorunlara da barışçıl çözüm ihtiyacını öne alan sağduyulu insanlar olmalıyız.
Bu yazdıklarım benim ideolojik düşüncelerimden biri olan “HALKLARIN KARDEŞLİĞİ “ ilkesine olan inancımın eseridir.

Maraş Katliamı

 

İnsanlığını kaybeden babam olsa, göz yaşına bakmam...

Kahramanmaraş olayları; 19 Aralık-26 Aralık 1978‘de Kahramanmaraş‘ta meydana gelen, Cumhuriyet tarihinin en önemli katliamlarından biridir. 12 Eylül Darbesine gerekçe olarak kullanılan ya da hazırlanan olaylardan biri olarak kabul edilir. Olayların gerçekleştiği dönemde, Kahramanmaraş Emniyet Müdürü görevinde Abdülkadir Aksu bulunmakta idi.

Katliamda sol görüşlü kişiler ve Aleviler hedef alınmıştır. Günlerce süren saldırıları önlemekte yerel güvenlik güçleri yetersiz kalınca Kayseri ve Gaziantep’ten askeri birlikler gönderildi. Bu arada İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı istifa etti ve yerine Hasan Fehmi Güneş getirildi.
 

Olaylar nedeni ile Diyarbakır, İzmir, Suriye-İran-Irak gibi sınır boylarını çevreleyen iller de dahil olmak üzere birçok ilde sıkıyönetim ilanı gündeme gelmiş ve 26 Aralık 1978 saat 07.00 den itibaren İstanbul, Ankara, K.Maraş, Adana, Elazığ, Bingöl, Erzurum, Erzincan, Antep, Kars, Malatya, Sivas ve Urfa olmak üzere, toplam 13 ilde Sıkıyönetim ilan edilmiştir.
 

Sıkıyönetim mahkemelerinde açılan davalar 1991 yılına kadar sürmüş, çoğunlukla sağ ve aşırı sağ görüşlü olarak nitelenen toplam 804 kişi hakkında dava açılmış, sanıklardan; 29 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1 – 24 yıl arasında hapis cezaları ile cezalandırılmıştır. İdam ve müebbet hapis cezaları dışındakilere 1/6 oranında cezai indirim uygulanmış ve cezaları azaltılmıştır. Sıkıyönetim mahkemesinin kararı Yargıtay tarafından bozulmuş, yeniden yapılan yargılama sonucunda idam cezaları uygulanmamıştır.

Ceza alanların cezaları da; 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu nedeniyle, ertelenerek serbest bırakıldılar. Bu kişilerden bazıları daha sonra milletvekili olarak TBMM çatısı altında yer aldılar.
 

Olaylardan sonra Maraş`ta yaşanan yoğun göç nedeni ile sol görüşlü yurttaşların ve Alevi yurttaşların yüzde 80′inin Maraş’ı terk ettiği tahmin edilmektedir.

Olayların Gelişimi

Siyasal nedenlerle körüklenen Alevi-Sünni ayrılığının Kahramanmaraş’ta gerginliği tırmandırdığı bir dönemde, 19 Aralık’ta kentteki sinemalardan birine patlayıcı madde atıldı. (Daha sonra bombayı Ökkeş Kenger isimli ülkücünün kışkırtma amacıyla attığı anlaşıldı.)Bombalama eyleminin karşı görüşlü kişiler tarafında yapıldığını ileri süren kalabalık sağcı bir grup CHP il merkezine, PTT ve TÖB-DER (Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) binalarına saldırdı. 21 Aralık öğle saatleri Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu adlı iki sol görüşlü öğretmen silahlı saldırı sonucu yaşamlarını yitirdi.

22 Aralık’ta öğretmenlerin cenazeleri kaldırılırken büyük olaylar oldu. Cenazelerin getirildiği camide bulunan bir grup, ölenlerin cenaze namazının kılınmasına karşı çıkarak engellerken bir yandan da cenaze törenine katılanların camileri ateşe verdiği söylentisi kentin Sünni mahallelerine hızla yayıldı. Bunun üzerine harekete geçen silahlı ve sopalı kalabalık gruplar Kahramanmaraş’ın Alevi mahallelerine saldırdılar. Katliama varan saldırılar sonucunda; Resmi verilere göre 105 kişi öldü, 176 kişi yaralandı, 210 ev, 70 işyeri tahrip edildi.Bir çok kadına tecavüz edildi. Resmi olmayan beyanlara göre ise ölü sayısı 500′e yakındır.

 

Gazete haberlerinden:

Kahramanmaraş katliamı, EDEM (Yağ Fabrikası) toplantısında kararlaştırıldı. Katliamdan 15 gün öncesine rastlayan toplantıya, EDEM ortağı Faruk ARIKAN, Fabrikatör ve Hacı Çiftliğinin sahibi Muammer PAKDİL, kardeşi Cahit PAKDİL, Faruk ARIKAN’ ın ağabeyi Hacı Osman ARIKAN, Pişkinler İplik Fabrikası sahibi Abdurrahman PİŞKİN, Çırçır ve Prese Fabrikatörü Sıddık AKDİŞLİ, Tanrıverdi Çırçır Fabrikası sahiplerinden Zekeriya TANRIVERDİ, Yağlıca kardeşler Kooperatif şirketi sahipleri Kasım ve Ali YAĞLICA, Fabrikatör Tarık SARIKATİPOĞLU, Çırçır Fabrikatörü Mehmet VAKKASOĞLU, AP İl Başkanı ve Kadıoğlu Çiftlikleri sahibi Faruk KADIOĞLU, Belediye Başkanı Ahmet UNCU, MİSK Bölge Temsilcisi (Başkanı) Cemil TOZKOPARAN katıldılar…
 

Toplantının açış konuşmasını yapan Hasan Balcı, Bugüne kadar bizleri koruyabilmeleri için ülküdaşlarımıza her ay 250 bin lira para veriyorum. Sizler ise bugüne kadar bir kuruş yardım yapmadınız. Hükümete haddini bildirmek ve Alevi komünistleri yok etmek istiyorsak mutlaka birleşip bütün gücümüzü ortaya koymalıyız. Elbirliği yapalım, Maraş’ı komünistlerden, POL-DER‘cilerden, TÖB-DER‘cilerden temizleyelim demiştir.

 Sonuç

Maraş’ta 19 Aralık 1978de başlayan kanlı saldırılar günlerce sürmüş ve kelimenin gerçek anlamıyla karşı-devrimci güruhun katliam ve yağmasına dönüşmüştür. Alevi kadınlara tecavüz edilmiştir. Hamile kadınların şişlenerek öldürülmesi, bebeklerin vahşice parçalanması gibi akıl almaz katliam olayları yaşanmıştır. Kimi faşist, mutaassıp küçük-burjuva ve lümpen kitleler “bugün cihat günüdür, Alevileri öldüren cennete gider”, “komünistleri bırakmayın” sloganları eşliğinde saldırılarını günlerce sürdürmüşlerdi. Saldırılar sonucunda 111 kişi ölmüş, Alevilerin ve solcuların evleri ve işyerleri yakılıp yıkılmış, Alevi nüfusun %80’i Maraş’ı terk etmiştir.

Devlete ait gizli rapor

Dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı, K.Maraş Katliamı’nın gün ışığına çıkartılması için özel bir ekip görevlendirdi. Özel ekip ayrıntılı raporunu İçişleri Bakanı’na sundu. Ancak raporun içeriği gizli tutuldu. Gündem Dergisi, bu raporun bir kısmını elde ederek bazı bölümlerini daha sonra yayımladı.

 

Raporun yayımlanan bölümü şöyledir: 1. 18 Aralık 1978 günü, ÜGD Maraş şubesi ikinci başkanı Mustafa Kanlıdere, Ökkeş Kenger ve üçüncü başkan Mustafa Tecirli’ye “Halkı kışkırtmak, tahrik etmek ve isyanını sağlamak için solcuların attığı süsü verilmek kaydıyla, tahrip gücü az bir dinamit atılmasını” emretmiştir.   2. 15 gün öncesinden itibaren, gelecek program olarak “Zeynel ile Veysel” filmi gösterilecekken Adana Maraş ÜGD Şubesi’ne gelen iki şahsın getirdiği ‘Güneş Ne Zaman Doğacak” filmi 16 Aralık’ta aniden gösterime sokulmuştur… 3. Olaylardan önce, Ankara İli Bahçelievler, Karşıyaka ve Keçiören semtlerinde oturdukları bilinen Hüseyin Yıldız, Ünal Ağaoğlu, Haluk Kırcı, Mustafa Özmen, Mustafa Dülger, Remzi Çayır, Mustafa Demir, Bünyamin Adanalı, Ahmet Ercüment Gedikli, Mustafa Korkmaz ve İsmail Ufuk ile Mehmet Gürses isimli şahısların Kahramanmaraş iline gittikleri öğrenilmiştir.

4. 22 Aralık 1978 günü Maraş’ta olaylar patlak verdiğinde iki ayrı telefon görüşmesi yapılır.Yapılan araştırmalarda ,Adana ilinden bir şahıs, Malatya Özel Doğu Kliniği Doktoru Muhittin Turgut’u telefonla arayarak ; ‘Kahramanmaraş’tan oraya yaralılar gelecek, dikkatli olun’ der. Muhittin Turgut ise; ‘Orasını bana bırakın. Malatya olaylarında bir açık verdim mi ki bunda vereyim. Malatya olaylarında ne şekilde çalıştığımı siz de bilirsiniz’ karşılığını verir.