SON YASAL DEĞİŞİKLİKLER AÇISINDAN ÇEK

DomainSiz.com || Sizsiz ASLA!!!

Kaynak: Prof.Dr. Seza Reisoğlu
(*) Türkiye Bankalar Birliği Tarafından 27 Mart 2003 Tarihinde Düzenlenen Konferansta Yapılan Konuşma.

I. Tarihi Gelişim

Çek esas itibariyle 01.01.1957 yılında yürürlüğe giren Türk Ticaret Kanununun 692-735. maddeleri arasında düzenlenmiştir. TTK 730. maddesinde atıf yapılan poliçe ile ilgili maddeler çekler hakkında da uygulanmaktadır.

Karşılıksız çekleri cezalandıran özel bir yasanın bulunmaması, T.B. Millet Meclisi’nin yorum kararına dayanılarak karşılıksız çeklere dolandırıcılık hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalması gibi gerekçelerle “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” T.B. Millet Meclisi’nde kabul edilerek 3 Nisan 1985 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Daha sonra Yasanın 16. maddesinde 1993 yılında değişiklik yapılmıştır.

Fransız çek yasasından esinlenerek yürürlüğe sokulan Çek Yasası, “karşılıksız çek” çekmeyi özel olarak cezalandırması yanısıra bankalara Ticaret Kanununda yer almayan önemli yükümlülükler getirmiştir.

Çek Yasası ile ilk olarak;

- Bankalar çek karnelerini verdikleri müşterilerinin kimliklerini ve vergi kimlik numaralarını Merkez Bankasına bildirmek zorundadırlar (Md.3).

- Bankalar, ibraz tarihinde keşidecinin hesabında bulunan çek karşılığını hamile ödeme yükümlülüğü altına girmektedir (Md.4). Oysa T. Ticaret Kanununa göre bankaların çek hamiline karşı bu tür bir yükümlülüğü bulunmamaktadır.

- Bankalar çekin ödenmemesi halinde, ibraz tarihini ve ödememe nedenini çekin üzerine yazmak zorundadırlar. T. Ticaret Kanununa göre ise bankaların çekin karşılıksız olduğunu yazma şeklinde bir yasal zorunluluğu bulunmamaktadır. TTK 720. maddesine göre ödemeden imtina 1. Resmi vesika ile (protesto) 2. muhatap tarafından, ibraz günü de gösterilmek suretiyle çekin üzerine yazılmış olan bir beyanla tespit edilir.

- Bankalar; çeki karşılıksız çıkan hesap sahibine elinde bulunan bütün çek karnelerini aldığı bankalara iade etmesini; düzeltme hakkını kullanmadığı takdirde bir yıl müddetle çek keşide edemeyeceğini ibraz tarihini izleyen 10 gün içinde iadeli taahhütlü mektupla tebliğ edecektir (Md.7).

- Bankalar yeterli karşılığı bulunmayan çekin ödenmediğini ve hesap sahipleri hakkında gereken bilgileri Merkez Bankasına bildirmek zorundadır (Md.9).

- Bankalar karşılıksız çıkan her çekin belli miktarını yasal olarak garanti etmektedir (Md.10).

- Bankalar, ihtara rağmen çek karnelerini iade etmeyenleri Savcılığa ihbar etmekle mükelleftir (Md.13).

- Bankalar, Kanunla öngörülen yükümlülüklerini yerine getirmezlerse ağır para cezasına çarptırılmaktadır (Md.15).

3167 sayılı Çek Yasasının uygulanması zaman içinde büyük sorunlara neden olmuş ve hazırlanan ilk değişiklik tasarısı 1998 yılında Bakanlar Kurulu tarafından Meclise gönderilmiştir. Tasarının genel gerekçesinde “3167 sayılı Yasanın zaman içinde uygulanmasında, bir kısım hükümlerinin yetersiz kalmasından kaynaklanan aksamalar, eksiklikler ve yanlışlıklar ortaya çıkmıştır. Özellikle karşılıksız keşide edenlerle ilgili soruşturma ve kovuşturmanın uzaması karşılıksız çek keşide edenleri cesaretlendirmiş, hatta bu gecikme onlara haksız kazanç ve yarar da sağlamıştır” denilmiş ve 1986 yılında 10.644 olan çek ile ilgili davanın 1996 yılında 152.029’a ulaştığı belirtilmiştir.

Esasları 1998 Tasarısı ile aynı olan yeni değişiklik tasarıları daha sonraki yıllarda da Meclise gönderilmiş; son olarak Bakanlar Kurulu tarafından 20.01.2003 tarihinde Meclise sevkedilen tasarı yasalaşarak 8 Mart 2003 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Yasalaşan Kanun Tasarısının genel gerekçesinde, bu konudaki ceza davası sayısının 1999 yılında 320.320, 2000 yılında 262.611, 2001 yılında 307.381 olduğuna değinilmiştir.

II. 4814 Sayılı Yasa İle Çek Yasasında Gerçekleştirilen Başlıca Değişiklikler

A- Çek Hesabı Açılması, Çekin İbrazı, Ödenmesi ve Karşılıksız Çıkması İle İlgili Düzenlemeler

a) Bankaların çek hesabı açarken gözönünde bulunduracakları hususlar (Md.2, Md.3 son)

Bankalar çek hesabı açtırmak isteyenin öncelikle yasaklılık ve engel durumunun bulunup bulunmadığını araştıracaklardır. Bunun için de Merkez Bankasının 9. maddeye göre bankalara yaptığı duyuruyu esas alacaklardır. Bu maddeye göre, Merkez Bankasına bankalarca yapılacak bildirimler;

- çekin ödenmediği ve hesap sahibi hakkında gereken bilgiler ile
- daha sonra keşidecinin düzeltme hakkını kullanması ile ilgili bilgiler olacaktır.

Ancak 2. maddede sadece 9. maddeye göre bankalara yapılan duyurulara atıf yapılması hatalıdır. Zira değişik 16. maddeye göre mahkeme keşideciye 1-5 yıl arası hesap açtırma yasağı kararı verebilmekte ve yasaklama kararını bütün bankalara duyurmak üzere Merkez Bankasına bildirmektedir.

Bankaların yasaklı durumu ellerinde kayıtlardan belirlemede bir sorun yaşanmayacak; buna karşılık Çek Yasasında çek hesabı açtırmaya engel durum belirlenmediğinden, bir kişinin örneğin birçok kere karşılıksız çek çekmesinin engel durum yaratıp yaratmadığına bankanın karar vermesi gerekecektir. Hükümet Tasarısının gerekçesinde “Tasarıyla, karşılıksız çek keşide edilmesi halinde söz konusu olan idari yasaklılık kaldırılmakta ve sadece mahkeme kararıyla yasaklılığa yer verilmektedir. Bu nedenle karşılıksız çek keşide edilmesi ve bunun kesinleşmesine kadar, karşılıksız çek keşide eden kişi bakımından henüz yasaklılık söz konusu olmayacaktır. Ancak bu durumdaki kişinin çek hesabı açtırmasının önlenmesi bakımından engel durumu bulunup bulunmadığının araştırılması öngörülmüştür” denilmektedir.

Yeni düzenlemede “basiret ve özen” genel olarak değil, kişinin ekonomik ve sosyal durumunun belirlenmesi ile sınırlı olarak aranmaktadır. Kişinin ekonomik ve/veya sosyal durumunun çek kullanmaya elverişli olup olmadığı banka tarafından araştırılacaktır.

Yasaklı veya engelli bulunmayan bir kişiye çekle işleyen hesap açabilmesi için banka;

- hesap sahibinin fotoğraflı nüfus cüzdanı örneği ve yerleşim belgesini
- tacirlerden ayrıca ticaret sicili kayıtlarını
alacak; bu belgeleri 5 yıl süre ile saklayacaktır.

Tacir olmayan tüzel kişilerle ilgili bir husus Yasada yer almamıştır. Merkez Bankası Tebliğlerinde gerekli düzenlemenin yapılması gerekecektir.

Banka hesap sahibinin açık kimliğini, adresini, vergi kimlik numarasını ve çek hesabının kapatıldığını onbeş gün içinde Merkez Bankasına bildirecektir.

b) Vergi kimlik numarasının yazılmasının geçerlilik şartı kabul edilmesi (Md.3)

Çek Yasasında, T. Ticaret Kanununda çekler için zorunlu olarak kabul edilen unsurlar (TTK Md.692) dışında, çekte yer alması gereken bazı kayıtlar da bulunmaktadır. Öğretide bu kayıtların da zorunlu unsurlar arasında yer alıp almayacağı tereddüt yaratmış, yeni düzenlemede sadece vergi kimlik numarasının zorunlu kayıt olduğu kabul edilmiştir.

Vergi kimlik numarasının zorunlu unsurlar arasında kabul edilmesi, eski ve yeni basılacak çekler açısından konunun tartışılmasını gerektirmektedir. 4814 sayılı yasanın 5’inci maddesine göre, bankalar TC Merkez Bankası’nın çıkaracağı Tebliği müteakip yeni çek defterlerini bastıracaklar, bu Tebliğin yayımını izleyen 3’üncü ayın sonuna kadar da müşterilerine yeni çek karnelerini verecekler ve kendi ellerindeki eski çek karnelerini imha edeceklerdir. Yasada müşterilerin henüz kullanmadıkları çek defterlerinin iadesiyle ilgili bir düzenleme yoktur. Bu durumda bankalarca bastırılacak çek defterleri ile müşterilerin elindeki eski çek defterleri yıllarca birlikte kullanılmaya devam edecektir.

Buna karşılık yeni çek defterleri müşterilere verilirken, hesap sahibinin ad ve soyadı yanı sıra vergi kimlik numarası da matbu olarak çek yaprağı üzerinde yazılı olacağından, vergi kimlik numarısının zorunlu unsur olması açısından bir sorun yaşanmaz iken, tedavül etmeye devam eden eski çek defterlerinde vergi kimlik numarası bulunmayacaktır.

Çek yasasının değişik 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasında “çek defterlerinin baskı şeklini belirleyen esaslar T. Bankalar Birliği’nin görüşü alınarak TC Merkez Bankası’nca Resmi Gazetede yayınlanan bir Tebliğ ile düzenlenir” denildikten sonra, “çek defterlerinin her yaprağına, çek hesabının bulunduğu şubenin adı, hesap numarası, ve hesap sahibinin vergi kimlik numarası yazılır.” hükmüne yer verilmekle, vergi kimlik numarasının Merkez Bankası’nın tebliğinden sonra basılacak yeni çek defterleri için zorunlu unsur olarak kabul edildiği, eski çek defterlerinde yer almayan ve sadece Merkez Bankası’na bildirilmek zorunluluğu bulunan vergi kimlik numaralarının çekin geçerliliğini etkilemeyeceği sonucuna varılacaktır. Geçici 5’inci maddedeki açık düzenleme de bu hususu teyid etmektedir.

Bankalar yeni bastıracakları çek defterlerine vergi kimlik numaralarını matbu olarak yazacaklar, böylece zorunlu bir unsura çek yaprağında yer verilmediği veya vergi kimlik numarasının yanlış yazıldığı gibi iddialar önlenmiş olacaktır.

c) Keşidecinin adresinin, talebi halinde hamile bildirilmesi (Md.3/son)

Çekin karşılığının tamamen veya kısmen bulunmaması halinde, hamilin talebi üzerine bankaca bilinen adresleri kendisine verilecektir.

Çek keşidecisinin bankadaki adresleri müşteri sırrı niteliğindedir. Bankalar Kanununun müşteri sırrı ile ilgili 22/8. fıkrasına istisna getirmek için bu düzenleme yapılmıştır.

d) Bankanın karşılığı olan çeki ödeme zorunluluğu ve hamilin kimlik numarasının saptanması (Md.4)

4. maddenin eski düzenlemesinde, “banka ….. karşılığı bulunan çeki ödemek mecburiyetindedir” denilmekteydi. 4. maddenin değişik şeklinde ise “….. karşılığı olan çek …………… ödenir” ifadesine yer verilmektedir. Ticaret Kanununda muhatap bankanın hamile karşı çeki ödeme yükümlülüğünün bulunmadığı gözönünde tutulduğunda, yasa koyucunun burada da paralel bir düzenleme öngördüğü hatıra gelebilir. Ancak 15. maddede, 4. maddede yazılı hükümlerini yerine getirmeyen bankalar hakkında üç milyar liraya kadar ağır para cezası öngörülmesi, bankanın çekin karşılığını ödeme mecburiyetinin devam ettiğini göstermektedir. Esasen Hükümet Tasarısında; bankaları çeki ödeme yükümlülüğünden kurtarmak için maddenin değiştirldiğine dair herhangi bir açıklama da bulunmamaktadır.

Yeni düzenlemede hamilin kimlik numarasının saptanmasından sonra ödeme öngörüldüğünden, hamiline yazılı çeklerin ödenmesinde kişinin kimlik bilgilerinin alınması şeklindeki uygulama da yasalaşmış olmaktadır. Hamilin kimlik numarasını saptayan bankanın bunu saklaması gerekeceği kuşkusuzdur.

e) Bankanın kısmi karşılığı bulunan çeki ödemesi (Md.4/2)

Kısmi karşılığı bulunan çeki bankanın ödemesi, geçen dönemde büyük sorun yaratmıştı. Zira kısmi karşılık ödendiği zaman, bakiye alacağını, keşidecinden veya cirantalardan tahsil için hamil çekin kendisine verilmesini istemekte, banka ise keşideciye rücu ederken gerektiğinde çeki ibraz yükümlülüğü altında bulunmaktaydı. Bankanın hamile ödediği miktar için makbuz alması mümkün ise de; keşidecinin böyle bir çek keşide etmediğini beyan etmesi halinde, zarara banka katlanmak zorunda kalıyordu.

Yeni düzenlemede hamilin kısmi ödemeyi almak istiyorsa, çekin orijinalini bankada bırakması gerektiği kabul edilmektedir. O takdirde çekin ön ve arka yüzünün onaylı fotokopisi ücretsiz olarak hamile verilecektir. Hamil bu fotokopi ile icra takibine geçebileceği gibi Savcılığa şikayette de bulunabilecek, savcı fotokopiye dayanarak dava açabilecektir. Keşideci imzanın kendisine ait olmadığını iddia ederse mahkeme veya icra dairesi çekin aslını bankadan isteyerek gerekli incelemeyi yapacaktır.

Hamil çekin orijinalini bankaya bırakmak istemez ise; banka çekin arkasına ibraz tarihini, çekin ne kadar karşılığı bulunduğunu, hamil istemediğinden kısmi karşılığın ödenmediğini belirterek çeki hamile iade edecektir (Md.5). Hamilin çeki icraya koyması ve İcra Müdürlüğünün talebi üzerine, banka blokeye aldığı kısmi karşılığı icraya ödeyecektir.

f) Çekin fotokopisinin banka tarafından saklanması (Md.5)

Bankalar çek ödenmediği zaman çekin arkasını yazıp hamile iade etmektedir. Yeni düzenlemede “İade edilen çekin ön ve arka yüzünün fotokopisi banka tarafından saklanır” hükmü getirilmiştir. Tasarının madde gerekçesinde “Karşılıksız kalan çekin hamile geri verilmesi halinde, çek üzerinde ekleme ve değişmeler yapılabilmektedir. Bunun sonucu çekin ibraz tarihindeki durumu anlaşmazlık konusu olmakta ve mahkemeler delillerin değerlendirilmesinde güçlükle karşılaşmaktadırlar” denilmektedir.

g) Fiziki olarak ibraz edilmeyen çeklerin takası (Md.6)

Ticaret Kanunu hükümlerine göre çekler fiziki olarak ibraz edilmekte ve TTK 710. maddesinde “Çekin bir takas odasına ibrazı, ödeme için ibraz yerine geçer” denilmektedir. Geçen dönemde çeklerin fiziken ibraz edilmeksizin elektronik ortamda takas edilmeleri, Takas Yönetmeliğinde yapılan bir değişiklik ile gerçekleşmiş, muhatap bankalara fiziken ibraz edilmeyen çeklerin, bankaların birbirlerine vekâlet vererek hesaben tasfiyeleri imkânı getirilmiştir (Md.14/b). Çeklerin elektronik ortamda fiziken muhatap bankaya ibraz edilmeksizin tasfiyesini isteyen bankalar, Takas Odaları Merkezi Yönetim Kurulunca hazırlanan bir Protokolü imzalayarak karşılıklı yükümlülüklerini belirlemişlerdir.

Elektronik ortamda, çekler muhatap bankaya ibraz edilmediği gibi takas odasına da ibraz edilmediğinden, Ticaret Kanunu ile uyum sağlamak için 5/1. maddede “Çeklerin fiziki olarak ibraz edilmeksizin sadece çek bilgileri üzerinden bankalararası takas odaları aracılığı ile elektronik ortamda muhatap bankaya gönderilerek işlem görmesi TTK 710. maddesine göre takas odasına ibraz hükmündedir” fıkrasına yer verilmiştir. Tasarının madde gerekçesinde “Türk Ticaret Kanununun 710 uncu maddesinde, çekin bir takas odasına ibrazının ödeme için ibraz yerine geçeceği hükme bağlanmıştır. Bu husus dikkate alınarak, fiziki ibraz olmaksızın çek takası uygulamasında çek bilgilerinin elektronik ortamda muhatap bankaya gönderilmesinin, takas odasına ibraz şeklinde değerlendirilmesine olanak sağlanması, böylece fiziki ibraz olmaksızın çek takası uygulamasındaki yasal boşluğun doldurulması amacıyla, maddeyle, 3167 sayılı Kanunun 6 ncı maddesine bir fıkra eklenmektedir” denilmektedir.

Takas odaları aracılığı ile ibraz edilen çeklerin kısmi karşılığının olması halinde, işlem yapılması teknik nedenlerle mümkün olmamakta, diğer bir deyişle kısmi ödeme yapılamamakta, bu tür çekler vekâleten, muhatap banka ibraz tarihi yazılarak adına çeki kabul eden banka tarafından hamile iade edilmekte ve hamilin muhatap bankaya başvurusu istenmektedir. Buna karşılık, çekin arkasına ibraz tarihi yazılmaktadır.

Çek Yasasının 6. maddesine Adalet Komisyonunda eklenen hükme göre, kısmi karşılığın bulunması halinde takasta ödeme yapılmayacağı hususu yasalaştırılmakta, ancak süresinde ibraz nedeniyle çekin kısmi karşılığını hamile borçlanan muhatap bankanın bu meblağı, hamil lehine sadece onbeş gün süreyle bloke tutma zorunluluğu getirilmektedir. Bu husus tartışma yaratacak; onbeş gün sonra keşidecinin bloke hesaptaki parayı çekebileceği ve muhatap bankanın da çek hamiline karşı borcundan kurtulacağı ileri sürülebilecektir.

Elektronik ortamda yapılan takasta, muhatap banka çek hamilinin kim olduğunu da bilmemekte ise de bu husus önem taşımayacak, kısmi karşılık çekin kim olduğu bilinmeyen hamili adına muhatap bankaca bloke bir hesapta tutulacak, çeki ibraz eden kişinin hamil olduğu saptandıktan sonra kendisine ödeme yapılacaktır. Hamilin ibrazdan sonra çeki bir üçüncü şahısa ciro etmesi halinde ise, muhatap banka çeki ibraz eden kişiye alacağın temliki hükümlerine göre ödeme yapacaktır.

h) Karşılıksız çekte gecikme faizi (Md.16/a)

Çekin karşılıksız çıkan kısmı için gecikme faizi, 3095 sayılı Kanuna göre ticari işlerde temerrüt faizi oranı üzerinden hesaplanacaktır.

i) Çekin kısmen veya tamamen karşılıksız çıkması halinde, keşidecinin elindeki tüm çek yapraklarını iade yükümlülüğü (Md.7)

Çek Yasasında, karşılıksız çıkan çekin keşidecisinin çek yapraklarını iade ve bankanın on gün içinde bu hususu keşideciye ihtar yükümlülüğü değişiklikten önce de yer alıyordu. Ancak yeni düzenlemede bankanın hangi andan itibaren ihtarda bulunacağının hesaplanması büyük güçlük yaratacaktır. Gerçekten de eski yasada, 10 iş günlük ihtar süresi, karşılıksız çıkan çekin ibrazından itibaren başladığı halde, yeni düzenlemede banka “8. maddede öngörülen sürenin bitiminden itibaren ongün içinde” iadeli taahhütlü mektupla çek karnelerinin alındıkları bankalara iadesini keşideciye ihtar edecektir.

8. maddeye göre öngörülen süre çekin ibraz süresinin bitiminden itibaren on günün geçmesi ile son bulmaktadır. Banka personeli, her çekin keşide yeri ve keşide tarihine göre öncelikle ibraz süresinin on gün veya bir ay olduğunu hesaplayacaklar, bu ibraz süresine on günü ekleyeceklerdir. Eski 7. maddede çekin karşılıksız çıkması halinde, sonradan düzeltme hakkını kullanmasına bağlı olmaksızın keşidecinin çek karnelerini bankalara iadesi öngörülmüş iken, yeni düzenlemede düzeltme hakkının kullanılabileceği sürenin sona ermesinin beklenmesi, bu süre içinde düzeltme hakkı kullanılırsa; çek karnelerinin iadesinin istenemiyeceği sonucunu vermektedir.

Geçen dönemde çek karnelerini iade ihtarı üzerine, keşideci çek yapraklarını ileri tarihli keşide ettiğini veya kaybettiğini, çaldırdığını belirterek cezadan kurtuluyordu. Faydalı olmadığı bilindiği halde aynı düzenlemenin bırakılması hatalı olmuştur.

j) Düzeltme hakkının kullanılması için keşideciye ihtar mektubu gönderilmesine gerek bulunmaması (Md.8)

Çek Yasasında keşideciye tanınan düzeltme hakkı; keşidecinin cezalandırılmasını önlemeye yöneliktir. Keşideci düzeltme hakkını kullanırsa -tazminat, gecikme faizi ve çekin karşılıksız kalan bölümünü öderse- hamilin şikayet hakkı doğmamaktadır.

Çek Yasasının eski düzenlemesinde, bankanın keşideciye düzeltme hakkını kullanması için iadeli taahhütlü mektupla ihtar göndermesi gerekmekte; bu husus bankalara büyük külfet yüklediği gibi, tebligatın yapılıp yapılmadığı da büyük sorunlar yaratmaktaydı. Tasarının madde gerekçesinde de “Uygulamada ihtar mektuplarının tebliği sorun olmakta, tebligatın yetkili ya da ehil kişiye yapılıp yapılmadığı, usulüne uygun olup olmadığı gibi konular davaların uzamasına sebebiyet vermektedir. Oysa, çek keşide eden kişinin çekin ibraz süresini bilmesi ve hesabında buna göre yeterli karşılık bulundurması gerekmektedir” denilmektedir.

Yeni düzenlemede; bankaların düzeltme hakkını kullanması için keşideciye ihtar mektubu uygulaması kaldırılmış, keşidecinin bizzat kendisinin ibraz süresini hesaplaması esası benimsenmiştir.

Keşideci, keşide yeri ve keşide tarihine göre belirlenecek olan ibraz süresinin bitiminden itibaren on gün içinde çekin karşılıksız kalan kısmını, yüzde on tazminatı ve gecikme faizini öderse düzeltme hakkını kullanmış olacaktır.

Eski yasadan farklı olarak yeni düzenlemede düzeltme hakkının bir yılda iki defa kullanılabileceğine dair kısıtlama da kaldırılmıştır. Hesap sahibi karşılıksız çıkan tüm çekler için düzeltme hakkını kullanabilecektir. Ayrıca düzeltme hakkını kullanma süresinin kaçırılması da mutlaka keşidecinin cezalandırılacağı anlamına gelmemekte, keşideci yüzde on yerine, yüzde oniki veya yüzde onbeş tazminat ödeyerek hakkındaki ceza davasını önleyebilmektedir.

Düzeltme hakkını kullanmazsa hesap sahibinin çek keşide edemeyeceğine dair hükümler son değişiklikte Kanundan çıkarılmıştır. Bu nedenle değişik 8. maddedeki “…….. ödemek suretiyle düzeltme hakkını kullanan, çek keşide etmek hakkını yeniden kazanır” hükmüne bir anlam verilememektedir. Buna karşılık düzeltme hakkını kullanmayan kişinin çek keşide edemeyeceği gibi bir sonuca yeni yasada gidilemeyeceği kuşkusuzdur. Maddenin “ödemek suretiyle keşideci düzeltme hakkını kullanır” şeklinde olması gerekirdi.

8. maddedeki düzeltme hakkı ile ilgili sürelerin, çekin ibrazı ile bir ilgisi yoktur. T. Ticaret Kanunundaki hükümler gereği, bir tediye vasıtası olan çek her zaman -keşide tarihinde önce de- ibraz edilebilecek; karşılıksız çıktığı takdirde icra yolu ile keşideci ve varsa cirantalar takip edilebilecektir.

Düzeltme hakkı, hamilin keşideciyi şikayet hakkının doğması yönünden önemlidir. Zira hamilin keşideciyi şikayet hakkı ibraz süresinin bitiminden on gün sonra başlamaktadır. Bu durumda, örneğin keşide tarihinin bir ay sonraya konulması halinde, şikayet hakkı bir ay daha ileriki tarihe atılmış olmaktadır. Düzeltme hakkı süresi, ibraz süresi ile bağlantılı olduğundan karşılıksız çıkan çekin ibraz tarihi önem taşımaktadır. Uygulamada sık rastlandığı gibi vadeli çek yerine ileri tarihli çek verildiğinde lehtar keşideci ile arasındaki centilmenlik anlaşmasına uymayarak, çeki daha önce ibraz ederek karşılıksız yazdırsa dahi; bu tarihte keşideciyi şikayet hakkı doğmaycaktır.

k) Düzeltme hakkının hamile ödeme yapılarak da yerine getirilmesi

Çek Yasasının 8. maddesinin eski metninde düzeltme hakkının “hamil adına muhatap bankaya” çekin karşılıksız kısmının, gecikme faizinin ve %10 tazminatın yatırılması ile kullanılacağı belirtilmekte, Yargıtay bazı kararlarında hamile yapılan ödemenin geçerli olmadığı, Çek Yasasına göre mutlaka “hamil adına muhatap bankaya yatırılması” gerektiği sonucuna varmaktaydı.

Yeni düzenlemede 8. maddede “muhatap bankaya yatırma” hükmüne yer verilmemiş; sadece keşidecinin düzeltme hakkını kullanmasına değinilmiştir. Yasanın değişik 9. Maddesinde ise çek tutarı ile tazminatın ve gecikme faizinin “hamile veya hamile ödenmek üzere muhatap bankaya ödenmesinden” söz edilmiştir. Bu durumda keşideci düzeltme hakkını muhatap bankaya hamil adına yatırarak kullanabileceği gibi hamile ödeme yaparak da kullanabilecektir. Keza hamilin bu tür bir beyanda bulunması yanısıra keşideciyi -çekin karşılıksız kısmı, gecikme faizi ve %10 tazminat- ödemeden ibra ettiğini beyan etmesi de yeterli olacaktır.

Tasarının 10. maddesinin gerekçesinde “Getirilen hükme göre, karşılıksız çıkan çeklerin, muhatap bankaya hamil adına yatırılması dışında herhangi bir şekilde çek hamiline ödenmesi durumunda da, hesap sahipleri bu durumu hesabın bulunduğu şubeye belgeleriye birlikte bildirebilecek ve bankalardan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasına gönderilecek bu bilgiler de diğer bankalara duyurulacaktır” denilmekte ise de; Kanun maddelerinde bu yönteme açıkça yer verilmemektedir.

l) Bankaların yasal yükümlülüğü (Md.10)

Eski 10. Maddede bankaların yasal sorumluluğu belirlendikten sonra “7’inci ve 8’inci madde hükümleri saklıdır” denilmekte ve böylece ancak keşidecinin düzeltme hakkını süresinde kullanmaması halinde bankaların yasal garantileri nedeniyle ödeme yükümlülüklerinin doğduğu kabul edilmekteydi. Değişik 10. Maddede bu tür bir atıf yapılmadığından, ayrıca keşideciye düzeltme hakkını kullanması için bir ihbar mektubu da gönderilmediğinden, bankaların çekin kısmen veya tamamen karşılıksız çıkması halinde hamile derhal yasal garanti içinde –eski çeklerde azami 60 milyon TL, yeni basılan çeklerde azamı 300 milyon TL- ödemede bulunması gerekecektir.

Bankanın yasal yükümlülüğü her çek yaprağı için 5 milyon TL. iken, Aralık 2002’de Merkez Bankasınca 60 milyon TL.’ye ve bu yasa ile 300 milyon TL.’ye çıkarılmıştır.

Buna karşılık geçici madde 5’e göre bankalar yeni çek karneleri bastıracaklar, ellerindeki eski karneleri imha edecekler, müşterilerin elindeki eski çek karnelerinden ötürü muhatap bankaların yükümlülükleri 60 milyon TL. olacaktır.

Yeni düzenlemede bankaların yasal yükümlülükleri “Toptan eşya fiyatları yıllık endeksindeki değişmeler gözönünde tutularak T.C. Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir” denilmiştir. Eski düzenlemede “Bankaların mesuliyet tutarı ………….. artırılabilir” denilmekteydi. Nitekim Merkez bankası 5 milyon TL. yükümlülüğü 5 yıl süre ile artırmamıştı.

Bu maddenin gerekçesinde ise “Maddeyle T.C. Merkez Bankasına bu miktarın belirlenmesinde takdir yetkisi tanınmaktadır. Bu çerçevede sorumluluk miktarı günün ekonomik koşullarına göre belirlenecektir” denilmek suretiyle Merkez Bankasının geçen dönemdeki takdir yetkisinin devam ettiği vurgulanmaktadır.

10. maddenin eski metninde bankanın yasal yükümlülüğü “Hesap sahibi ile muhatap arasında karnenin teslimi sırasında yapılmış olan dönülemeyecek bir kredi sözleşmesi hükmündedir” şeklinde ifade edilmiştir. Burada bankanın bir garantisi söz konusu olmakta; banka hesap sahibine gayrinakdi bir kredi açmış sayılmaktaydı. Yeni düzenlemede bu husus açıklığa kavuşturulmuştur. Tasarının madde gerekçesinde “Yürürlükteki maddede “kredi” olarak ifade edilen sorumluluk temeli, çek defteri verilmesi sırasında bir nakit söz konusu olmadığından hukuki niteliğine uygun bir şekilde “gayrinakdi kredi” olarak düzenlenmektedir” denilmektedir.

m) Bankalara uygulanacak ağır para cezaları (Md.13, Md.15)

Yeni düzenlemede, eski yasadan farklı olarak 3, 4, 5, 7, 9 ve 11. maddelere uygulanacak para cezaları arasında -13. maddenin 2. fıkrası dışında- farklılık kabul edilmemiş, bankaların bu maddelerden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde alt ve üst sınırlar arasında tek bir ağır para cezası öngörülmüş ve üçyüzelli milyondan üç milyar liraya kadar ağır para cezası olarak yasalaşmıştır.

Bu durumda,
- Hakkında mahkemece 1-5 yıl arasında çek hesabı açma yasağı verilen ve bu yasak Merkez Bankası tarafından bankalara bildirilen kişilere, yasaklama süresi içinde çek hesabı açan bankalara bir milyar liradan beş milyara liraya kadar ağır para cezası verilecektir (Md.13/2).

Aşağıda belirtilen diğer hallerde bankalara verilen ağır para cezası üçyüzelli milyondan üç milyar liraya kadardır.
- Bankanın fotoğraflı nüfuz cüzdanı örneği olmadan çekle işleyen hesap açması (Md.3)
- Bankanın karşılığı olan çeki ödememesi veya hamilin vergi kimlik numarasını saptamaması (Md.4)
- Karşılıksız çekin ön ve arka yüzünün fotokopisi alınmadan çekin hamile iade edilmesi (Md.5)
- Bankanın yasada öngörülen süre içinde çeklerin iadesini keşideciye ihtar etmemesi (Md.7)
- Bankanın karşılıksız çekin ödenmediğini veya daha sonra ödendiğini yasal süre içinde Merkez Bankasına bildirmemesi (Md.9,11)

Bankanın ödediği para cezasını; kusuru bulunan personeline hizmet akdi hükümlerine göre rücu etmesi mümkün bulunmaktadır.

B- Karşılıksız Çek Çeken Keşidecinin Cezalandırılması İle İlgili Düzenlemeler

a) Ağır para cezası – tekerrür halinde hapis cezası

Eski Yasada karşılıksız çek keşide eden kişi 1-5 yıl arasında hapisle cezalandırılırken yeni düzenlemede ilk defa karşılıksız kalan miktarda, ancak azami 80 milyar lira ağır para cezası, tekerrür halinde ise 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Tasarının gerekçesinde, “3167 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinde, keşide edilen çekin karşılıksız çıkması hali objektif sorumluluk olarak düzenlenmiş ve bu suç için hapis cezası öngörülmüştür. Çağdaş ceza hukukunda, ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve çeşitlenmesi sonucu bu ilişkilerden doğan ve netice itibarıyla cezai müeyyideyi gerektiren eylemlere hürriyeti bağlayıcı cezanın başvurulacak en son çare olarak öngörülmesi, “ekonomik suça ekonomik ceza” ilkesinin doğmasına yol açmıştır. Bu nedenle, maddede yeniden yapılan düzenlemeyle, keşide edilen çekin karşılığının bulunmaması halinde, bu suçu ilk defa işleyenler için çek bedeli tutarı kadar olmak üzere nispi para cezası verilmesi, ancak çeke olan güvenin zaafa uğratılmaması ve cezada etkinliğin artırılması bakımından, bu suçtan mükerrirler hakkında hapis cezası verilmesi hükme bağlanmaktadır. Bu düzenleme yapılırken fiilin sahtecilik veya dolandırıcılık gibi suçlarla ilgili boyutu saklı tutulmuştur. Bu suçu ilk defa işleyenlere verilecek para cezası seksenmilyar liradan fazla olamayacaktır ve bu miktar Türk Ceza Kanununun ek 2 nci maddesi uyarınca her yıl artırılacaktır” denilmektedir.

Tekerrürden söz edilebilmesi için ilk cezanın infaz edilmiş olması gerekmektedir (T. Ceza Kanunu Md.81). Yargıtay kararları da bu yöndedir.

Bu durumda,

- İlk karşılıksız çekten ötürü verilen para cezası infaz edilmedikçe tekerrür olmayacağından, örneğin ilk cezalandırma kesinleşip infaz edilinceye kadar bir yıl geçerse bu süre içinde çekilen tüm karşılıksız çekler için sadece ağır para cezası söz konusu olacaktır.
- Para cezası tecil edilirse infaz söz konusu olmadığından tekerrür uygulanmayacaktır.

Ağır para cezası kesinleştikten sonra Yasada öngörülen %20 tazminat, gecikme faizi ve çekin karşılıksız kalan miktarı ödenirse, ceza tüm sonuçları ile ortadan kalkacağından tekerrür ortaya çıkmayacaktır.

Buna karşılık, para cezası infaz edildikten sonraki 5 yıl içinde karşılıksız çek çekilirse doğrudan hapis cezası verilecektir.

b) Sanık gelmese de duruşmanın yapılabilmesi

Geçen dönemde şikayette bulunan hamilin ve sanığın ceza davasına ilgi göstermemeleri nedeniyle davalar yıllarca sürmekte ve sonuçlanamamakta idi.

Tasarının madde gerekçesinde, “3167 sayılı Kanun uyarınca açılan kamu davalarında keşideci ile anlaşan hamilin davayı takip etmemesi, bu nedenle delillerin toplanmasında ortaya çıkan güçlük, bundan daha fazla olmak üzere açık kimlik ve adresleri tespit edilemeyen veya yargılamadan kaçan sanıkların savunmalarının alınamaması, davaların aşırı miktarda artmasına, mahkemlerde birikme, tıkanma ve yakınmalara neden olmaktadır” denilmiştir. Bu nedenle Tasarıda şikayetçinin davaya müdahil sıfatı ile katılması ve davayı takip etmemesi halinde şikayetten vazgeçmiş sayılarak davanın düşmesi öngörülmüştür. Meclis Adalet Komisyonunda ise “Bu suçlardan dolayı yapılan yargılamalarda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 225. maddesinin uygulanması” ile sorunun çözümleneceği kabul edilmiştir. Bu maddeye göre “Tahkikatın mevzuu olan suç gerek yalnız ve gerek birlikte olarak para cezasını, hafif hapis ve müsadere cezalarını müstelzim ise sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hallerde sanığa gönderilecek celpnamelerde kendisi gelmese dahi duruşmanın yapılacağı yazılır”.

Ancak belirtmek gerekir ki, bu madde sadece para cezası söz konusu olan çeklerle ilgili ceza davalarında uygulanacak; tekerrür halinde hapis cezası söz konusu olacağından eski sakıncalar devam edeceği gibi, celpnamenin sanığa tebliğ edilmemesi halinde de keza davaların aşırı miktarda artması önlenemeyecektir.

c) Suçun organ veya yetkili temsilci tarafından işlenmesi halinde yetkili temsilci ile özel tüzel kişi ve gerçek kişi hakkında ceza uygulanması (Md.16/2) ve çek hesabı açtırmanın yasaklanması

Cezalar kişisel olduğundan karşılıksız çıkan geçerli bir çeki kim imzalarsa, o kişinin cezalandırılacağı kuşkusuzdur. Yetkili temsilci için de durum aynıdır. Yasa koyucu yeni düzenlemede “ödenmeyen çeki keşide eden hesap sahipleri veya yetkili temsilcileri ……… cezalandırılırlar” demek suretiyle bu hususu vurgulamak gereğini duymuştur. Ancak belirtmek gerekir ki, yetkisiz temsilcinin imzaladığı karşılıksız çekten ötürü, hesap sahibi sorumlu olmayacak ise de TTK 590. maddesine göre çeki imzalayan kişi bizzat sorumlu olacaktır. 16. maddedeki sadece “yetkili temsilci”den söz edilmesi nedeniyle, yetkisiz temsilcinin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı tartışılacaktır.

Yeni düzenlemede ayrıca suçun organ veya yetkili temsilci tarafından tüzel kişi veya gerçek kişi yararına işlenmesi halinde tüzel kişinin para cezasına, gerçek kişinin para cezası veya hapis cezasına çarptırılması da öngörülmüştür. Böylece cezaların şahsiliği prensibinden uzaklaşılmakta; örneğin temsilci tarafından çekilen bir çekin karşılıksız çıkması halinde; eğer bu çek gerçek kişinin yararına çekilmiş ise, bu gerçek kişi de hapse mahkum edilebilmektedir. Tasarının gerekçesinde ise, “Türk Ceza Kanununun iştirak hükümleri gereğince, koşulların varlığı halinde çek keşide etmek yetkisi veren çek hesabı sahipleri ile çekin keşide edilmesi talimatını verenler de cezalandırılacaklardır. Örneğin, bir ticaret şirketindeki müdürlerin bu yerde çalışan personele talimat vermek suretiyle karşılıksız çek keşide ettirmeleri halinde bu kişilerin decezalandırılmaları gerekecektir” denilmektedir. Oysa maddede suça iştirakten söz edilmemekte; şuçun organ veya temsilci tarafından tüzel veya gerçek kişi “yararına” işlenmesi yeterli bulunmaktadır. Burada, gerekçenin esas alınarak iştirak hükümlerinin esas alınması Anayasaya ve ceza hukuku prensiplerine uygun olacaktır.

Yetkili bir temsilci tarafından çek çekilmesi halinde hesap sahibinin cezalandırılması yanısıra; mahkemece her ikisinin de 1-5 yıl arası çek hesabı açması yasaklanmaktadır. 16/3 maddesine göre “Mahkeme, ayrıca işlenen suçun niteliğine göre bir yıl ile beş yıl arasında belirleyeceği bir süre için hesap sahiplerinin ve yetkili temsilcilerinin çek hesabı açmalarının yasaklanmasına karar verir”.

d) Her çek yaprağının ayrı suç oluşturması (Md.16/4)

Geçen dönemde tartışmalı olan bir hususa açıklık getirilmiş ve her karşılıksız çıkan çekin ayrı suç oluşturacağı kabul edilmiştir.

e) Bankanın şikayet hakkına sahip olması (Md.16/b)

Geçen dönemde karşılıksız çeki ödeyen veya yasal yükümlülüğünü yerine getiren muhatap banka “hamil” sayılmadığı için şikayet hakkına sahip değildi. Yeni düzenlemede “Kanuni veya akdi teminat nedeniyle tam ödemede bulunan bankanın” şikayet hakkına sahip olduğu kabul edilmiştir. Bankaların kanuni teminatları eski yasada 60 milyon yeni bastırılacak çeklerde ise 300 milyon TL’dır. Yasal yükümlülük dışında bankalar çıkardıkları garantili çeklerle de akdi teminat verebilmektedirler. Ancak kuşkusuz bankaların akdi garantilerinden söz edilebilmesi için, garantili çeklerinin yasal yükümlülük üzerinde olması – örneğin yeni bastırılacak çeklerde her çek yaprağı için 500 milyon garanti gibi- gerekecektir. Bu durumda banka bir çekteki yasal yükümlülüğünü ve varsa akdi yükümlülüğünü yerine getirmesi ve hamile ödemede bulunması halinde keşideciyi şikayet hakkına sahip olacaktır.

f) Yetkili ceza mahkemesi (Md.16/b-1)

Geçen dönemde yetkili ceza mahkemesinin belirlenmesinde ortaya çıkan tartışmalar sona erdirilmiş ve bu suçlarda çekin ibraz edildiği ya da keşide edildiği veya şikayetçinin yerleşim yerinin bulunduğu yer Asliye Ceza Mahkemesi yetkili kabul edilmiştir. Ancak bu durumda uygulamada keşidecinin örneğin, çekin İstanbul’da ibraz edilmesine karşın, şikayetçinin yerleşim yeri olan Kars’ta keşideci aleyhine dava açılmsı gibi durumlarla karşılaşılabilecektir.

g) Şikayet hakkının doğduğu tarih (Md.16/b)

Şikayet hakkı;
- düzeltme hakkı için öngörülen sürenin dolduğu tarihte (Md.8)
- ihtiyati tedbir veya ödeme yasağı nedeniyle süresi içinde ibrasında çek hakkında işlem yapılaması halinde, tedbirin veya ödeme yasağının kalktığı tarihte doğar.

h) Davanın açılmasına engel olan, davayı düşüren ve cezayı ortadan kaldıran nedenler (Md.16/c)

Düzeltme hakkının, 8. maddede belirtilen süre içinde kullanılması halinde şikayet hakkı doğmamaktadır.

Şikayet hakkı doğduktan sonra da keşideci her aşamada çekin karşılıksız kalan kısmını, gecikme faizi ve %12 ilâ %20 arasında tazminat ile birlikte ödemek suretiyle ceza davasının açılmasını, açılmış olan ceza davasının düşmesini ve kesinleşmiş olan hükmün bütün cezai sonuçları ile birlikte ortadan kalkmasını sağlayabilmektedir.

i) Keşideci tarafından çekin karşılıksız kalan kısmına ve gecikme faizine ilave olarak ödenecek tazminat

Şikayet hakkının doğmasından dava açılıncaya kadar %12; dava açıldıktan hüküm verilinceye kadar %15, hüküm verildikten sonra kesinleşinceye kadar %18 ve hüküm kesinleştikten sonra ise %20 tazminat ödenmesi gerekecektir.

Son olarak Meclis Genel Kuruluna inmiş, ancak seçimler nedeniyle kadük olmuş olan Tasarıda bu oranlar %20, %40, %50 ve %70 idi. Böylece keşideci gecikmeden çek bedelini ödemeye teşvik ediliyordu. Yasalaşan metinde ise bu oranlar %12-%20 arasında tutulmak suretiyle keşidecinin, ceza davasını sonuna kadar izlemesinin ve örneğin hüküm kesinleştikten sonra ilave %20 tazminat ödemek suretiyle hükmü sona erdirmesinin mümkün bulunması nedeniyle onbinlerce dava açılarak yargının boşuna meşgul edilmesine neden olunacağı kuşkusuzdur.

j) Yasaklı kişinin, çek keşide etmesinin cezalandırılmaması

Geçen dönemde kaldırılan 13. maddenin 2 nci fıkrasında; düzeltme işlemlerini yerine getirmeden bir yıl içinde veya 16. maddeye göre mahkemece belirlenen süre içinde çek keşide edenlere hapis ve para cezası öngörülüyordu. Düzeltme hakkını kullanmayanlara veya mahkemece çek hesabı açmaları yasaklananlara çek keşide etme yasağı yeni düzenlemede yer almamaktadır. Tasarının gerekçesinde, “Açılan davaların, dava konusu çeklerin yasaklama kararından önce düzenlendiği yolundaki savunma karşısında beraatla sonuçlandığı, mahkemelerin gereksiz yere meşgul edildiği ve amaçlanan sonuçların alınamadığı dikkate alınarak, 3167 sayılı Kanunun yürürlükteki 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası kaldırılmaktadır” denilmektedir.

k) 8 Mart 2003 tarihinden önce karşılıksız çek keşide edenler, bu kişilere karşı açılmış veya hüküm verilmiş davalar hakkında düzenlemeler (Geçici maddeler 1,2,3)

­ 08.03.2003 tarihinden önce karşılıksız çek keşide edenler, Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 3 ay içinde -en geç 08.06.2003 tarihine kadar- karşılıksız çek miktarını, gecikme faizini ve %10 tazminatı hamil adına bankaya yatırırlarsa hazırlık soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığına, açılmış davaların düşürülmesine, kesinleşmiş mahkumiyet hükümlerinin kaldırılmasına karar verilecektir (Geçici Md.2).

­ Davalar devam etmekte ise, 8 Mart 2003 tarihinden sonra yapılacak ilk duruşmada bulunmayan şikayetçiye, ilk duruşmada hazır bulunması veya bir vekil ile kendisini temsil ettirmesi; aksi takdirde şikayetten vazgeçmiş sayılacağı hususunda davetiye çıkartılacaktır. Davetiyeye rağmen -haklı mazeret dışında- üst üste iki duruşmaya gelmeyen şikayetçinin şikayetinden vazgeçmiş olduğu kabul edilecektir.

­ Tutuklu bulunanlar derhal tahliye edilecek, haklarında talep edilmiş hapis cezaları yerine çek bedeli kadar para cezasına hükmedilecektir.

­ Hükümlü bulunanlar derhal tahliye edilecek, haklarındaki hapis cezaları çek bedeli kadar ağır para cezasına dönüştürülecektir (Geçici Md.1).

­ 13. maddenin ikinci fıkrası hükmüne aykırı fiilden -yasaklı iken çek keşidesi- dolayı yapılmakta olan hazırlık soruşturmasında kovuşturmaya yer olmadığına, görülmekte olan kamu davalarının ortadan kaldırılmasına karar verilecek, mahkumiyet hükümleri ise bütün kanuni sonuçları ile birlikte ortadan kalkacaktır (Geçici Md.3).

Etiketler: banka, bankacilik, cek, senet, yasa, kanun, cezalar, degisik, daire, duzenleme, elektronik, ticaret, toptanci, yasak, vergi, protesto,hukuki,hizmet, personel, kayit, vergi kimlik, millet meclisir, bankalar, kaynak, merkez, prof dr

15-inci-YILINDA-MADIMAK-KATLiAMI-UNUTMADIK

37 Karanfili Yakmakla Ne Geçti Elinize!!!

Otuzyedi can
Otuzyedi gül çatlamış susuzluktan sıvas’ın içinde
Döne döne semaha dönenler tutuştu önce
Sonra türküler
Sonra da şiir çığlıksız düştü türkülerin yanıbaşına…

KATLiAMDA HAYATINI KAYBEDENLER…

ASAF KOCAK ( 35) -Karikatürist

ASIM BEZiRCi (66)- 1928′de demiryolu işçisi Hamdi Bey’le ev kadını Refika Hanım’ın tek çocuğu olarak dünyaya gelen Asım Bezirci,üniversite yıllarinda sosyalizmle tanışır. Türkiye Sosyalist Partisine girer. Bezirci, 67 yıllık yaşamına, bir insan ömrüne esit uzunlukta 70 kitap sığdırdı.

AHMET ÖZYURT (21)

BELKIZ CAKIR (18) - 1975 yılında Ankara doğumlu Belkız Cakır ,umutlu olarak girdiği ‘93 yılı Üniversite sınavlarında İIdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nü kazandığgını öğrenemedi..!

EDiBE SULARi (40)- Davut Sulari Baba’nıin en büyük çocuğuydu. Tarihi Seyyitlerden, Seyyit Mahmut Hayrani’nin torunlarindandı.Bassel’de yaşadığı halde Türkiye’de yapılan bütün Bektaşi Kültür etkinlikleri ve Ehli-beyt Cemleri`ne, konferanslarina katılmayı ihmal etmezdi..

ERDAL AYRANCI (35) - Sair erdal Ayranci,1978 ODTÜ girişli. 12 Eylül askeri fasist darbesi pek çok insan gibi Erdal Ayranci yi da etkiler. Erdal Ayrancı, 1980-1983 yılları arasında Mamak, Ankara Kapalı, Niğde, Bor-Niğde cezaevleri’nde yatar. “Hatçe”. Mahpusluk günlerindeki ilk şiiri 2.7.1981 tarihinde Mamak’ta son şiirini 20.03.1983′te Topçam’da yazar. Erdal Ayrancının 29.05.1982 tarihinde Nigde cezaevi’nde yazdığı şiirde Hatice’yi, Zeynep’i ve Sivas’taki akrepleri anlatir.

Şiir söyle; “Eğer Bir gün / Bir beyaz güvercin / Gelecekse ağzında bir mektupla / Ve silecekse gözlerimdeki hüznü / îsterim / Durmasın kanat çırpsın bana doğru / Birgün eğer bir tahliye kağıdı / Beni sana kavuşturacaksa / Gayri gelsin düşlenen günler / Ocakta kaynayan tencere / Beşikte bebek / tomurcuk tomurcuk / Filiz filiz hayat / Düşünsene ne güzel olurdu / Düşmansız yaşamak / Haydi boşver bunlara / Şimdi bunlar tatlı hayal / Eğer birgün sevgilim / Son verecekse hayatıma / Bir ses / isterim durmasın patlasın / Anlam bulacaksa kulaklarımda / Yalnız… / Düşerse kanımın bir damlası yere / Bilsinler ki / Orada kırmızı yediveren gülleri açacak / ve bülbüller ağıt yakacak ölüme / Korksunlar korksunlar artık / korksunlar alev çemberindeki akrep gibi / Çünkü ölümleri / Gül dikenlerinden olacak…

CARINA CUANNA(23)-Hollanadali gazetecI

GÜLSÜN KARABABA ( 25)- Pir Sultan Abdal Kültür etkinliklerinde, Divriği Kültür Derneği adına katılan dört genç kızdan biri de Gülsün Karababa….

HURiYE ÖZKAN (22) - Başarılı bir öğrencilikten sonra, Deneme Lisesi’ni birincilikle bitirir. Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne arkadaşı İnci Türk ile birlikte girer, birlikte bitirirler.

YESiM ÖZKAN (20)

MEMEKSE KAYA (17)

KORAY KAYA (12)-Yeşim Özkan, Yasemin, Asuman Sivri gibi Madımak’ta yakılan kardeşlerden.

MUHLiS AKARSU (45) -1948 yılında Sivas’ta doğdu. 1980′li yıllarda türkülerinden dolayı üç yıl cezaevinde yattı. Bektâşî ve Cem Cemaatlerinde yörenin Dede’lerden ve ozanlarından etkilendi. Akarsu, bağlamaya küçük yaşlarda başlar. Şiirler, deyişler ve nefesler kurarak yaşadığı toplumun kültürüne zenginlik kattı. 1960′lıi yıllarda dönemin etkili ozanları Ali İzzet, Mahzûnî Şerif, İIhsânî’lerin içerisinde yer aldı.

1980′li yılların başlarında Alevî Dedeleri’ni, çaldığı kısa kollu bağlamayı gündeme getiren halk müziğinin niteliğini yükselten Muhabbet Gurubu’nun (Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top, Musa Eroğlu) oluşum fikri Akkarsu’dan çıkmıstır. Muhlis Akarsu, her yıl yapılan Hacı Bektaşi, Abdal Musa, Veli Baba, Pir Sultan vb. Alevî toplumunun kültürel etkinliklerine katılırdı. Akarsu `nun TRT repetuarlarında ellinin üstünde eseri vardır. Yüzden fazla 45′lik plak, 4 uzunçalar, 20 kadar ses kaseti bulunmaktadır.

MUHiBE AKARSU (35) - Muhlis Akarsu’nun Esi

ÖZLEM SAHiN (17) – NURCAN SAHiN (18) Amca çocukları…

MURAT GÜNDÜZ (22) Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü üçüncü sınıf öğrencisi olan Murat, Pir Sultan Abdal Demeği’nin gençlik komisyonlarinda görev alıyordu..

SAiT METiN (23)Çankırı Meslek Yüksek Okulu mezunu.

SEHERGÜL ATES (30)1963 Ankara doğumlu olan Sehargül, Açık Öğretim Fakültesi öğrencisiydi…

UGUR KAYNAR (37)

SERPiL CANiK (19)1974 Ankara doğumlu olan Serpil Canik, Pir Sultan Abdal Semah Ekibi`nin en gençleri arasında yer alıyordu.

iNCi TÜRK (22)-1992 Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu olan Inci,. Altındağ Kültür Merkezi ile Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi`nde tiyatro çalışmalari içerisinde yer alıyordu..

BEHCET AYSAN ( 44) Toplumsal gerçekleri kırık ve duygulu bir tonla okuyucusuna ulaştıran Behçet Aysan, 1946 yılında Ankara’da dogdu. 1979′dan bu yana cesitli dergilerde siirleri yayinlanan Aysan’in siir kitaplarindan “Sesler ve Kuller” “Nadir Nadi” ödülü, “Karsi Gece” ve “Eylul” Ceyhun Atif Kansu Siir ödülü, “Deniz Feneri” Abdi Ipekci Dostluk ve Baris ödülü’nü aldı. Behçet Aysan, yaşamı boyunca katıldığı demokrasi mücadelesinin güçlüklerini bilinçle göğüsleyen bir şairdi. Yaşamının son döneminde Nükleer Savaşın önlenmesi için Hekimler Demeği’nde (NÜSHED) Yönetim Kurulu üyeliği yapan Aysan, Ankara Tabip Odası ilc Genel Sağlık - Iş Sendikası üyesiydi. Ayrica Edebiyatçılar Demegi’nin kuruluşuna da katılarak Genel Yönetim Kurulu’nda yer aldı.

HANDAN METiN (20) 1973 Divriği doğumlu, 1992 yılında, ODTÜ Eğitim Fakültesi Biyoloji Bölümü’ne girer..!

HASRET GÜLTEKiN (26) 1 Mayis 1971 yılında Sivas’ta dogdu. Alti yasinda saz calmaya basladı. 11-12 sahnede saz calan kucuk bir oznadı artik. Kadıkoy Anadolu Lisesi mezunu sanatci, 1980′li yillardan itibaren muzikle kendi uslubuyla agirlikli olarak yer aldı. Arif Sag, Muhlis Akarsu, Yavuz Top ve Musa Eroglu’na olan hayranlığıni gizlemiyor ve baglamasini onlar kadar ustaca kullaniyordu. “Nevroz” isimli Kürtce bir kasette yapti. Kürtce ezgileri enstrümantal olarak yorumlayan ender sanatcilardan biridir. Bu kasette 3 telli sazla gelistirilmis “celpe” ismini verdiği yeni bir yöntem gelistirmisti.

MUAMMER CiCEK (26)1967 yılında Tokat’ın Zile ilçesinde doğdu.1992 yılında Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Çehir ve Bölge Planlama Bölümünü bitirerek Şehir Planlamacısı olarak görev aldı.

MEHMET ATAY (25)1968 baharında, Divriği’nin gönderen Köyünde dünyaya gelen Mehmet Atay,üniversite yıllarından itibaren fotoğraf sanatına büyük bir tutkuyla bağlanır. Yaşamını, çektiği fotoğraf kareleriyle güzelleştirmeye calisiyordu..

NESiMi CiMEN (62) 1931 yılında Adana’nın Saimbeyli Kazası`nın Fatmakuylu Köyü’nde doğdu. 1941 yılında on yaşındayken ailesiyle birlikte Kayseri’nin Sarız kasabasına bağlı İncemağara Köyü’ne göçtü. Oniki yaşında heveslenerek cura çalmaya başladı. Bulunduğu ortamda Alevi deyişlerini öğrendi ve çevresinde, kendine özgü yorumlarıyla ilgi gördü. O günden ölümüne kadar curasını elinden bırakmadı, Cimen,Curasıyla birlikte iki Temmuz 1993’te Sivas’ta yandı. Yoksul bir Kürt aileden gelen Cimen. daha çocuk yaşta hayatını çalışarak kazanmaya başlar.Daha sonralari yeni kurulan Türkiye İşçi Partisi ile tanıştı ve bu partiye üye oldu. TİP’in düzenlediği bir çok gecede kendi demelerini ve Alevi deyişlerini çalıp söyledi. 1984’ten 1987 yılına kadar İsveç’te yaşadıktan sonra, orada oturma hakkı olmasına rağmen ülkesine döndü.Türkiye’de eserlerini yayınlamak isteyen Cimen, „acılarımı dile getireyim“ dediği eserleri zaman geçmeden yayınlanır. Nesimi Cimen eserleriyle sevenlerine ulaşır.

GÜLENDAR AKCA (25) Divriği`nin Şahin Köyü`nden Ankara’ya uzanan,2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Madımak Otelinde sona eren 25 yıllık bir hayat Gülender Akça’nıin hayatı. Gülender Akça’nın toplumsal kimliğini en iyi anlatan sözler de Ağabeyinin sözleri olmalı: ” Herşeyden önce insana insanca muamele edilmeyen, hak ettiği değeri verilmeyen baskının, zulmün, işkencenin, irticanın yoğun olduğu bir dönemde yaşadı. Bu nedenle haksızlığa, zulme, irticaya karşı insan haklarından, demokrasiden, laik düşünceden yana tavıir koydu. Bu anlamda duyarlı bir toplum yaratma çabasında kardeşçe, insanca yaşamak için, insan olmanın onuru ile yaşamak isteyen milyonlarca insandan biri olmak için çaba sarfetti..

METiN ALTIOK (52) Kendini şiire adamıştı. Şair olmanın günün tehlikesini bir sis çanı gibi duyurmak olduğunu vurgulayan bir şair Altiok 13 Ocak 1991 tarihinde “Cemal Süreya Şiir Ödülünü” aldığı gün, “Ben hayatla tam anlamiyla karsi karsiyayim. Aydın olmak muhalif olmayi gerektirir. Aydın karsi koyan insandır, kafa sallayan insan degildir,” diyordu..

YASEMiN(17) - ASUMAN SiVRi(16) KARDESLER 1991 yılı ortalarinda, Pir Sultan Abdal Derneği’nin kültürel çalıişmalarina katılıyor ve kısa sürede semah topluluğuna girerler. Asuman Sivri, özverili çalıişmasının karşılığını alarak, Semah hocalığına yükseliyor.AsumanSivri , 1992 yıilıinda Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne girer.

MURAT GÜNES (22)

AHMET ÖZTÜRK ( 21)

KENAN YILMAZ (21)

AHMET ALAN (22)

SERKAN DOGAN (19)

Salman Rüsdi isimli yazarin „Seytan`in Ayetleri“adli kitabi Aziz Nesin tarafindan Türkceye cevrildiğinde dindar ve gerici cevreler tüm ülke genelinde bu kitaba yönelik protesto gösterileri yaparlar. Istanbul,Ankara,Konya,Bursa ve diger illerde yapilan gösterilerin aynisi Aziz Nesin `in Sivas`a geldiği günlerde Sivas ta da yapilir.

Ancak o günlerde Pir Sultan Abdal i anma etkinliklerinin olmasi ve Aziz Nesin in de bu etkinlik nedeniyle ,Sivas Valisi nin özel davetlisi olarak ,bu kente gelmis olmasi gösterilere ayri bir anlam yüklenmesine vesile olur.

Ilk olarak ,IHA haber ajansinin TV`ler yansiyan ve belleklere kazinan görüntülerinde,atese verilen bir bina ve bu sirada binanin önünde“insanlar”in yanmasini, büyük bir zevkle izleyen kontolsuz,saldırgan,gözü dönmüs bir güruh vardır.

1-4 Temmuz 1993’te, Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin dördüncüsü düzenlenecektir. Bilindiği gibi Pir Sultan Abdal, tüm ezilenlere, demokrasi ve özgürlük yanlısı olan herkese mal olmuş bir simgedir. Pir Sultan’ın bu özelliğinden hareket eden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri, etkinlikleri demokrasi ve özgürlük yanlısı kesimlerin temsilcileriyle ortaklaşa yapma kararı alır ve bu amaçla, çeşitli demokratik kitle örgütlerine, yazarlara, ozanlara, sanatçılara çağrı yaparlar.

30 Haziran 1993 akşamı, ozanlar, yazarlar ve sanatçılardan oluşan yüzlerce kişi otobüslerle Ankara’dan Sivas’a hareket eder. Sivas halkı, konuklarını coşkuyla karşılar…

1 Temmuz gününün programı oldukça yoğundur. Sivas Kültür Merkezi’nin Konferans Salonu tıklım tıklımdır. İzleyicilerin çoğunluğu ayaktadır. Salonun içindekiler kadar bir topluluk da dışarıda kalmıştır. Saygı duruşundan sonra, PSAKD’nin Genel Başkanı Murtaza Demir bir açıliş konuşması yapar. Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in konuşmasından sonra Yazar Aziz Nesin sözü alir.

Saat 17.00’de Kültür Merkezi’nde Hasret Gültekin’ in dinletisinden sonra, “Çağların Pir Sultanlarından Günümüz Pir Sultanlarına“ başlığıyla düzenlenen panel başlar. Yazar - Gazeteci Sami Karaören’in yönettiği panele, Asım Bezirci, Prof. Dr. Afşar Timuçin, Aydın Çubukçu ve Hüseyin Gülkanat panelist olarak katılirlar.

Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin birinci günü, halkın ilgisi ve coşkusuyla noktalandı. Etkinlikleri izleyen Sivaslılar, kent dışından gelenleri evlerine konuk etme yarışına girmişlerdir. Konukların bir kısmı evlere dağılırken, bir kısım konuk da otellerde kalmayı yeğlemiştir.

2 Temmuz günü programı saat 10.00’da başlar. Şenlik ekipleri, bir gün önceki yoğun çalışmaya aldırmadan, günün etkinliklerinin daha başarılı ve coşkulu geçmesi için hazırlıklarını tamamlamaya çalışırlar.

Saat 14.00’deki Kültür Merkezi’nde Arif Sağ’ın dinletisinden sonra, “Medya ve Emperyalizm” paneli yapılacaktı. Hasan Uysal’ın yöneteceği panele, Sami Karaören, Raif Türk, Şükrü Günbulut, Mustafa Yalçıner ve Soner Doğan da panelist olarak katılacaktı. Kültür Merkezi’nde 1500 kadar izleyici bulunuyordu.

Bu çalışmalar sürdürülürken, bazı cami önlerinde ve yakınlarında birtakım gruplaşmalar görüldüğü ve bir saldırı olabileceği haberi fısıltı halinde kulaktan kulaga yayılıyordu.

PSAKD’nin Sivas’taki etkinliklerine yönelik saldırı, anlık bir tepkinin ürünü değildir. Bu saldırının planlı bir hazırlık süreci sonrası başlatıldığı olaylardan sonra ortaya çıkmıştır. Irkçı-şeriatçı örgütler, Malatya, Kahramanmaraş, Elazığ, Çorum, Tokat, Kayseri gibi çevre illerdeki deneyimli militanlarını Sivas’a taşımışlar ve militanlar, Belediye’nin ve dini vakıfların yurtlarında konuk edilmişlerdir. Bu hazırlıklara ek olarak Sivas halkının dini duygularını tahrik amacıyla bildiri dağıtılmış ve camilerde dar kadrolu toplantılar yapılmıştır.

Saldırı ve katliamdan iki gün önce dağıtılan bildirilerden biri şöyledir:

“MÜSLÜMAN KAMUOYUNA

“Bismillâhirrahmânirrahim

“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından ileridir. Onun hanımları da mü’minlerin analarıdır.” (Ahzâb:6)

“Mü’minlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitab’ı Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve mü’minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır.

“Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını ise satılmış, mürted Salman Rüşdi köpeği çekmektedir.

“Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.

Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel’un Rüşdi’nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür’etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır. “Salman Rüşdi köpeği Müslümanlar’ın çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar’la alay edercesine gezebilmektedir

.

“Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:

“İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.

“Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.

“Gün, Allah (C.C.)’ın vahyi Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür.

“‘İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ (Nisa:76)

“Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.

Saldırı ve katliam gecesi 1 Temmuz akşamı da başka bir bildiri evlere dağıtılır:

“Halkımıza Çağrı;

“Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’ adı altında, Müslümanlar’ın kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz.

“Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız.

“Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam’ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz.

“ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun eşleri, onların anneleridir…’ (Ahzâb Suresi, Ayet: 6)

“ ‘Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk görendir.’ (Enfal Suresi, Ayet : 30)

“ ‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.’ (Saff Suresi , Ayet:8)

“Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın.

MÜSLÜMANLAR”

Etkinliklerin ikinci günü, Sivas’taki sağ eğilimli yerel basında (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat,Yeni Ülke,Taraf) halkı tahrik edici başlıklara bezenmiş haberler çıkar. Saldırıya geçmek için koşullar yeterince olgunlaşmistir. 2 Temmuz günü, camiler tıklım tıklım dolar.

2 Temmuz Cuma günü, saat 13.30’da saldırı başlatılirken, değişik camilerden akın akın insan, şenliğin yapildığı Kültür Merkezi`nin önünde toplanir, taş ve sopalarla Kültür Merkezi`ne saldırirlar.

“Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak, Şeriat gelecek, batıl zail olacak“ sloganları atan gruplar, Kültür Merkezi’nde bulunan 1500 kişinin üzerine saldırır. Ancak, etkinlikleri izlemekte olanların direnişleriyle karşılaşan ve sayıca az olan saldırganlar, geri çekilmek zorunda kalır. Saldırganlara sürekli olarak yeni katılımlar olmaktadır. Çeşitli camilerden çıkanlar, koşarak saldırganlara katılmaktadır. Kalabalık gruplar, Kültür Merkezi’ne bir kez daha saldırırlar. İzleyiciler ve görevliler bir yandan saldırıya karşı barikat kurarak direniyor; öte yandan da içerideki insanları boşaltmaya ve arabalarla başka yerlere göndermeye çalışıyorlardı. Olay yerinde yeteri sayıda güvenlik gücü yoktur. Olanlar da saldırıyı engelleyecek güçte değillerdir.

Nihayet, Kültür Merkezi boşaltılir ve saldırıya uğrayanlar güvenli bölgelere gönderilir. Bu arada, yeni katılımlarla saldırganların sayısı onbine yaklaşmıştır. Saldırgan güruh, isteğine ulaşamamanın verdiği hırsla Kültür Merkezi’nden Valiliğe yönelir.Valilik önünde toplanan binlerce saldırgan, “Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşaşın şeriat, Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik…” sloganlarıyla binayı taşa tutarlar…

Saldırgan fasist ve gerici grubun bir kolu, yeni dikilen “Halk Ozanları Heykeli”ne yönelip,heykeli kazma ve balyozla parçalayarak sürüklemeye başlar. Bu arada, kimi saldırganların dişlerini heykele geçirmeye çalıştığı görülür. Diğer bir grup da, Kongre Müzesi`nin yanında bulunan Atatürk heykeline saldırdırarak yere düşürdükleri Atatürk heykelini de sürüklemeye başlar.

Saldırganların sayısı 15 bine yaklaştiginda Şeriat istemlerini ve sloganlarını haykırarak,konukların kaldığı Madımak Oteli’ne yönelirler. Otelde, kent dışından gelmiş ve çoğunluğu yazar, ozan ve sanatçı yaklaşık 150 kişi bulunuyordu. Saldırı üzerine, güvenliğin daha kolay sağlanacağı düşüncesiyle otele gelmiş insanlar tedirgin oldular. Otelin önünde az sayıda polis vardı ve saldırganlara, “Dağılın, yapmayın” demekten öte bir müdahalede bulunulmadı.

Otelde bulunanlar, tehlikenin farkindaydılar. Telefonla Sivas Valisi’ni, Emniyet Müdürünü ve diğer yetkilileri arayarak önlemlerin arttırılmasını istediler. Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara’da bulunan Başbakan`ı, Başbakan Yardımcısı`nı, İçişleri Bakanı’nı, Parti Liderlerini ve Milletvekillerini aradılar. Oteldekiler arasında olan halk ozanı, 1987-1991 dönemi SHP milletvekilli Arif Sağ da, telefon başından ayrılmıyor, Ankara’da SHP milletvekili Cevdet Selvi’yi, Bakan Seyfi Oktay’ı, İstanbul eski belediye başkanı Nurettin Sözen’ i arayarak saldırıyi anlatıyor, bir an önce önlem alınmasını istiyordu. Otelde bulunan Aziz Nesin de SHP Genel Baskani ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ile Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay’la görüşerek can güvenliklerinin sağlanmasını istiyordu. Ulaşılan her yetkili, “Korkmayın, her türlü önlem alınmıştır” yanıtını veriyordu.

Saldırganların amacını sezinleyen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin de saat 14.30’da Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı telefonla arayarak bilgi verir. Saldırının giderek bir katliama dönüşeceğini gören Sivas Valisi, çok tedirgin olur ve Ankara’yla telefon irtibatını hiç kesmez. Saat 14.40’da yeniden İçişleri Bakanı’nı ve müşteşarını arar, saldırının artık bir katliama dönüşmekte olduğunu bildirir. Vali,Saat 18.45’te Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı tekrar arar ve mutlaka yardım edilmesi gerektiğini bildirir. Çevre illerden de yardım istenmektedir.

Sivas Valisi’nin bunca çabalarının ve görüşmelerinin sonucunda, Tokat Emniyet Müdürlüğü’nden 20 polis; Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nden 31 Polis, Jandarma Komutanlığı’ndan 20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmiştir. Sivas Tugay Komutanı 6 bin kişilik asker mevcudundan yalnızca 30-40 acemi er göndermiştir. Askerler saldırganların arkasında bir yerde nöbet tutarcasına bekletilir. Bir ara Tugay Komutanı da olay yerine gelir ve sağa sola bir göz attıktan sonra ayrılır.

Otel’de bulunanların Ankara’daki yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri ve önlem istemleri de dikkate alınmamıştır. Bu girişimler ve devletin duyarsızlığı değerlendirildiğinde, saldırganların devlet tarafindan korunduğu tartışması gündeme gelmektedir.

Madımak Oteli’ne sığınmış yüzlerce kişi, pencerelerden saldırganların oteli yakmaya çalıştığını izlemekte, korku içinde beklemektedir.

Karanlık çökmüş, elektrikler de kesilmiştir. Saldırganlardan kimileri, otelin önündeki arabaları ters çevirerek ateşe vermekte, kimisi de bidonlarla benzin taşıyarak otelin içine atmaktadır. Alevler, otelin giriş ve alt katlarını sarmaya başlamıştır. Sivas İtfaiyesi gecikmeli de olsa yangın yerine gelmiş, ancak saldırganlar itfaiyenin çalışmasını engeller. Hortumlar kesilir, araba lastiklerinin havası boşaltılır.

Saclarim tutstu önce

Gözlerim yandı kavruldu

Bir avuc kül oluverdim

Külüm havaya savruldu

Yangın oteli tamamen sarar. Umutla kurtarılmayı bekleyenlerin umudu tükenmeye başlamıştır artik.Yangın bütün oteli sarmıştır. Cinnet halindeki kalabalık, ölüm haberlerini beklemektedir. Dışarıda gözlerini kan bürümüş fasist katiller, otelden gelen yanmış insan eti kokusunu ciğerlerine çekerken, Ankara’daki bakanlar ve yetkililer de kokteyllerde kadeh kaldırıyorlardı…

An an Katliam`in gelisimi

Yukarida Yasanan olaylarin tümü 8 saati askin bir süre devam etmistir. Buna ragmen devlet yetkililerinin bilincli tutumu nedeniyle cok kisa zamanda dagitilabilecek ve sona erdirilebilecek olan bir gösteri,gittikce kalabaliklasmis ve kontrol edilemez hale gelmistir..

2 Temmuz 1993 Cuma

13:30 - Paşa Camii önünde görevli emniyet ekibi (3860 kodlu) tarafından, Paşa Camii ve Meydan Camii’nden, Cuma namazından çıkan 500-1000 kadar kişiden oluşan grubun dört koldan Hükümet Konağı’na doğru ilerlediklerini bildirir.

13:40 - Hükümet Meydanı gerisinde oluşturulan polis barikatını aşan yaklaşık 2 bin kişi, maydanda, “Vali istifa”,”zafer İslam’ın”,”Şeytan Aziz”,” İslamiyet’i ezdirmeyeceğiz” vb. sloganlar atarlar.

13:55 - Sayıları yaklaşık 3 bini bulan grup, Osmanpaşa Caddesi ve Buruciye Medresesi civarında benzer sloganları yinelerler.

14:10 - 3 bin 500 dolaylarında gösterici, Kültür Merkezi önüne gelmiş ve içerdeki karşıt grupla slogan mücadelesi başlamış, çatışma polis tarafından önlenir.

14:40 - Kültür Merkezi’nden ayrılan grubun sayısı, 4-5 bini bulmuştur.

14:45 - Grup, Buriciye Medresesi’ne gelir.

14:50 - Buriciye Medresesi önünden Hükümet Meydanı’na geçen 6 bin dolayındaki gösterici, aynı sloganları tekrarlarlar.

15:00 - Grup, Hükümet Meydanı’ndan Atatürk Caddesi’ne yönelir.

15:10 - Atatürk Caddesi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na gelinirken, sayı yaklaşık 8-9 bini bulmuştur.

15:30 - Hükümet Meydanı’ndan İstasyon Caddesi yoluyla Kültür Merkezi’ne gelen göstericiler, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etmiş; Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla taşlı sopalı çatışma, polisçe, fazla büyümeden, zor kullanılarak önlenir.

15:48 - Valilik tarafından görevlendirilen Belediye Başkanı, Kültür Merkezi önündeki topluluğu sakinleştirmek için sözde bir konuşma yapar ancak halk daha fazla galeyana gelmistir.

15:55 - Hizini alamayan yaklasik 10 bin kisilik saaldırgan ve fasist güruh ,Kültür Merkezi’nden İstasyon Caddesi yoluyla yeniden Hükümet Meydanı’na ve Madımak Oteli civarına gelir ve slogan atmaya devam eder.

18:00 - Madımak Oteli önünde toplanan yaklaşık 15 bin göstericiye, Valilik’ten gelen istek üzerine, Belediye Başkanı ve Büyük Birlik Partisi İlçe Başkanı birer konuşma yapmışlardır.

18:30 - Belediye İtfaiye araçları, Hükümet Meydanı’na gelmiştir.

19:14 - Kültür Merkezi önündeki heykel, belediye garajına konulmak amacıyla Meydan’dan geçirilirken, topluluk tarafından Madımak Oteli önüne getirilmiştir.

19:50 - Madımak Oteli önündeki araçlar ve heykel ateşe verilmiştir.

20:00 - Otele yaklaşmak isteyen itfaiye araçlarına, göstericiler yere yatarak engel olmuşlardır.

20:05 - İtfaiye, otele güçlükle yaklaşabilmiştir.

20:10 - Yangın Otele de sıçramıştır.

20:20 - Afyon Sokak’tan (arka taraftan) gelen itfaiye, yangını söndürmeye başlamıştır.

20:40 - Hükümet Meydanı’na gelen göstericiler, Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlamışlardır.

20:50 - Güvenlik kuvvetleri havaya ateş etmiş ve göstericiler dağılmaya başlamıştır.

21:00 - Kalabalık, küçük gruplar halinde şehrin çeşitli kesimlerine yayılmıştır.

21:40 - Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edilmiştir.

22:00 - İçişleri Bakanı Valiliğe gelerek, olaylarla ilgili bilgi almıştır.

23:00 - Valilikçe ilan edilen ”sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hâkimiyet sağlamışlardır.

2 Temmuz günü, Sivas’ın Madımak Oteli’nde 37 can yakılarak katledilir. 51 kişi de katliamdan, kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtulurlar. Çatıya çıkarak yardım isteyenler arasında Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli de vardır. İtfaiyenin merdivenli arabası otele yaklaşir. Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli merdivenlerden inerlerken, Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ile bazı belediye görevlileri tekrar saldırıya geçerler.Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli, itfaiyenin merdivenlerinden aşağıya atılirlar. Başından yaralanan Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’yi linç edilmekten araya giren polisler kurtarır. Yaralılar Polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürülür.

Devlet yetkilileri nin tutumu ve katliamin sorumlulari

Polis telsizlerinden duyulan diyaloglar ..

- Taş atıyorlar, saldırıyorlar, ne yapalım?

- Anlaşıldı, müdahale etmeyin… (Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner)

Sivas’ta eli sopalı, taşlı, zincirli onbini aşkın saldırgan, insan avındaydı. Korkunç durum, Başbakana, İçişleri Bakanı’na defalarca bildirildiği halde herhangi bir yardım gelmedi ve önlem alınmadı. 37 insan yakılarak feci şekilde katledildi. Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz” diyor, ilgilileri uyarıyordu. Cumhurbaşkanının “halk”tan kastettiği oteli kuşatan saldırgan kalabalıktı. Gerçi Süleyman Demirel, politik yaşama kazandırdığı, “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” şeklindeki veciz sözü ile tarafını çoktan açıklamıştı.

Başbakan Tansu Çiller ise, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” diyebiliyordu. Daha sonra TBMM’de yaptığı bir konuşmada da Van’da yakılan bir oteli, Sivas’takiyle karıştırmış ve “Bir vatandaş, sigortadan para almak için sigortalı oteli yakmıştır” demiştir. Bir başbakan, ülke sorunlarına ve toplumsal gelişmelere bu denli duyarsız olabiliyordu.

Ülkenin iç asayişinden sorumlu bir yetkilisi, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, otele yapılan saldırıyı, “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleri sonucunda halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” şeklinde yorumlayarak saldırganları mazur göstermiştir.

Dönemin Başbakan Yardımcısı ve SHP Genel Başkanı olan Erdal Inönü ise katlima karşı üç maymunu oynar.

Dönemin Belediye Başkanı olarak saldırganların daha fazla galeyana gelmesine sebep olan açıklamaları ile katliamda 1.derecede rol oynayan Temel Karamollaoglu, daha sonra TBMM çatısı altında milletvekili olarak görev alır.

Ahmet Yücetürk: Katliamı seyreden General.Sivas Tugay Komutanı..

Şevket Kazan: DYP-REFAH koalisyonunun bir dönem Adalet Bakanı..Sivas katliamini gerçekleştiren grubun avukatı..

.

Devlet yetkililerinin açıkça taraf tutmaları, güvenlik güçlerinin ilk soruşturmasını da etkilemiştir. Saldırı öncesinde, sırasında ve sonrasında yeterince önlem alınmadığından insanlar yakılmış, saldırgan fasist ve gerici katiller ellerini kolllarını sallayarak kent dışına çıkmış ve izlerini kaybettirmişlerdir. 10-15 bin saldırgandan ancak 35 kişi, katliamdan bir gün sonra gözaltına alınmıştır. Artan toplumsal tepkiler sonucu, gözaltına alınanların sayısı daha sonra 190’a çıkarıldı. Gözaltına alınanlar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalafetten dolayı soruşturma başlatılmış, fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet Savcılığı’na sevkedilmişlerdir. Soruşturmanın bu yetersiz çerçevede kalması sonucu, 190 kişiden 124’ü tutuklanmış, geri kalanlar serbest bırakılmışlardır.

Bu olaydan sonra Emniyet Müdürü ile Vali hemen görevden alınır. Katliam soruşturması, Aziz NESİN’in tahrikleri ekseninde yürütülür. Emniyet tahkikatı bu yöndedir ve Savcılık da böyle bir yol tutturmuştur. Cumhuriyet Savcılığı soruşturmasında, katliamı planlayan ve başlatan örgütler üzerinde durmamış, saldırıyi Aziz NESİN’ın tahriklerine bağlamış ve iddianameyi, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası`na muhalefet temelinde hazırlamıştır. (Sivas Savcısının hazırladığı iddianame: Hazırlık 1993/2460, Sivas Asliye Ceza Mahkemesi)

Ankara DGM Savcılarının 1 Nolu DGM’ye sunduğu iddianamede de, “Sivas’ta Pir Sultan Şenlikleri ve bu şenliklere katılan, bir konuşma da yapan, Aziz NESİN gibi dini inkâr etmekten öte, İslâm dinini küçültücü, aşağılayıcı bir kitabı da neşrettiren, Türk halkına aptal demekten çekinmeyen kişilerin davet edilmesi” gibi ifadelere yer verilmiştir. DGM Savcıları da, katliamı planlayanları ve başlatan örgütleri ortaya çıkarmaktan yana olmamış ve olayları Aziz NESİN’in tahrikine bağlamışlardır. Ankara 1 nolu DGM’ye sunulan iddianamede Sivas Katliamı şöyle anlatılmaktadır:

“İDDİANAME: 02. 07. 1993 Cuma günü her yıl olduğu gibi Sivas`in Banaz Köyü’nde yapılmakta olduğu söylenilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin bu yıl Sivas şehrine dikilen Pir Sultan Abdal Abidesi’nin açılışı nedeniyle Sivas il merkezinde yapılmış olması, toplantıya İslam dünyasında tepki yaratan Şeytan Ayetleri Kitabı’nı Türkiye’de de yayınlayan Aziz Nesin’in davet edilmesinin, il içinde olumsuz bir ortamın doğmasına neden olduğu gözlenmiştir. Sivas ilinde yaşayan vatandaşların bu duruma hassasiyetlerini gösterecekleri ve bir büyük olayın geleceği önceden bilinmesi de bir yana, yasal ve emniyet tedbirlerinin bu tür olayları önlemede etkin bir çare olamayacağı açıktır…

“İslam dünyasında tepki yaratan ‘Şeytan Ayetleri’ kitabının Türkiye’de yayınlanmasını yürüten ve Türk toplumunda sergilediği hareketleriyle hiç de iyi izlenim bırakmayan Aziz Nesin’in bu merasime (4. Pir Sultan Abdal şenliği) davet edilmesi, geleneksel olarak Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin her yıl Banaz Köyü’nde yapıldığını düşünürsek, bu şenliğin Sivas İl Merkezi’ne getirilmesi; kamu davasındaki bu olayı hazırlamıştır.

“İşte 02. 07. 1993 gününün Cuma olması ve camilerden çıkan halkın, fanatik dincilerin yönlendirmesiyle, yetkililerce olayın önlenmesi için yeterli tedbirin alınmaması ve geciktirilmesi,

“Ayrıca, fanatik toplulukça şenlikten bir gün önce il merkezinde yayınlanan gazetelerde açıklamalar yapılması ve halkı kışkırtan bildiriler dağıtılması;

“Hele hele Aziz Nesin’in İslam Dini’ne karşı tutum ve davranışları ve açıklamaları;

“Kapalı bir salonda düzenlenen toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulması;

“Eylemin hazırlayıcı nedenleri arasında sayılabilir.

Sivas ilinde meydana gelen bu vahim olay için de, ‘Bu şenlik neden İl Merkezi’nde yapılmıştır, neden Cuma gününe rastlatılmıştır, neden genelde halk tarafından hareketleri hiç de hoş karşılanmayan Aziz Nesin şenliğe davet edilmiş, kendisine konuşmalar yapma imkanı tanınmış, neden şenlikle hiç ilgisi olmayan terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulmuştur?’ soruları cevapsız kalmaktadır.

“Bir yanda ‘Marksist-Leninist’ düzene dayalı devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik oluşturulan yasa dışı terör örgütleri, özellikle PKK terör örgütünün; bir yanda fanatik dincilerin laik devlet düzenini cebren ilga edilip, yerine şeriat devlet düzeninin getirilmesine ilişkin;

“… Çalışmaları Sivas olayında tahrik ve teşvik şeklinde görüntülenerek gövde ve güç gösterisi oluşturulmuştur. Olaydan bir gün önce sokağa dökülen Marksist-Leninist düzene dayalı, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik Dev-Sol, Dev-Genç, PKK terör örgütlerinin militanlarının katılmasıyla Sivas sokaklarında yapılan yürüyüş ve Aziz NESİN’in konuşmaları sergilediği tavrı, bir gün sonra meydana getirilecek olayların tahrikçisi olmuştur…”

Ankara 1 Nolu DGM de gerekçeli kararında (E: 1993/106, K: 1994/190), saldırıyı ve katliamı Aziz NESİN’in tahrikine bağlayarak olaylarda bir örgüt aramanın gereksiz olduğuna karar vermiş, sanıkların cezasında da dörtte bir oranında indirim uygulamıştır.

Oysa saldırının ve katliamın örgütlü olarak planlandığına dair tanık ifadeleri ve belgeler bulunmaktadır. Üstelik bunların tümü mahkemeye sunulmuştur. Olaylardan iki gün önce kentte, “Müslüman Kamuoyuna” başlıklı bir bildirinin dağıtıldığı biliniyordu. Şenliklerin birinci gününün akşamı, “Halkımıza Çağrı” başlığı taşıyan ikinci bir bildirinin dağıtıldığı da vurgulanmıştı. Malatya Valisi, saldırıdan bir gün önce bir otobüs dolusu Aczmendi militanının Malatya’dan Sivas’a geldiğini, basına söylemiştir. Yine daha önce aktardığımız gibi, şenliklerin birinci ve ikinci günleri, Sivas’taki yerel sağ basın organları (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke vb.) dağıtılan bildirilerin içeriğine uygun ve tahrik edici yazılar yayımlamışlardır.

Bu yazılı kaynaklara ek olarak, TBMM’nin olayla ilgili kurduğu Araştırma Komisyonu`na ifade veren çeşitli görevlilerin anlatımlarında da ilginç bilgiler vardir.

Doğukan ÖNER: (Sivas Emniyet Müdürü) : “… Bu Perşembe günü de, Aziz NESİN Buriciye Medresesine gitmiş, Buriciye Medresesinde öğleye kadar kitap imzalamış, o akşama kadar belirli yerlerde gezmiş. O akşam çıkıp Madımak Oteli’ne gitmiş. Gece saat 21.00’de bir tek siyasi şubemizin korumasıyla birlikte yanında 8 kişi ile Madımak Oteli’nden çıkmışlar, Atatürk Caddesinden inmiş aşağıya; orada Sarayhan Restorantı var; Sarayhan Restorantına yaya gitmişler. Orada içki içtikten sonra da yine yaya olarak aynı ekiple o şekilde gitmişler. Yani ben şunu arz etmek istiyorum, yani olay bir tek Aziz NESİN’e yönelik olan bir hadise değildir.

“… Bu işte kesin provokasyon vardır. Bu işte kesin dışarıdan gelme birtakım güçler vardır. İlk defa camiye gittiğim zaman o caminin ön tarafında belirli birtakım gruplar vardı… Ben o grupları Madımak önünde görmedim…”

Mehmet YILDIZ (Sivas Emniyet Asayiş Müdürü): “Heykel getirildi, topluluğun önüne atıldı. Atılınca gerçekten insanlar artık çok çılgınca hareket ediyorlardı. Dişleriyle dahi ısıranları gördük, kafasını vuranları gördük… Paşa Camisinden anons edilince, diyelim ki 200 kişi pankart astı. Amerikan Bayrağını yaktılar…”

Millet Partisi İl Başkanı: “Paşa Camisinde namaz bitmişti, bir kısım imamı beklemeden namaz biter bitmez dışarıda bir gürültü patırdı oldu… Amerikan Bayrağının yakılışını bizzat gördüm. Pankartı da cami duvarında asılı olarak gördük.”

Dr. Hüseyin POLAT (Tabiblar Odası Başkanı): “Öncelikle bu saldırı devlete karşı yapıldı. Laik Cumhuriyete ve Atatürk’e karşı yapıldı. Belediye Başkanı Karamollaoglu, ‘Gazanız mübarek olsun’ diyerek manevi destek verdi.”

Mehmet TALAY (Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü): “Aziz NESİN Sivas’a ilk kez gelmedi. Aziz NESİN bundan yedi, sekiz ay veya bir sene kadar önce kitap imza gününe gelmişti. Sonra Aziz NESİN’in konuştuğu gün Perşembe günü, olaylar 24 saat sonra çıkıyor. Tepki olarak olsaydı aynı gün tepki olurdu…”

Şakir ŞEKER (ANAP İl Başkanı): ”Caminin içinden insanlar çıkmaya başladığı anda, 20 veya 25 kişilik namazla hiç alakası olmayan ve namaz kılmayan bir grup, bahçede namaz kılan yere gelir ve bunlar bir pankart açarlar, arkasından da bir Amerikan Bayrağı ateşe verilir…”

Yine kamu tanıklarından Emniyet görevlileri : İzzet KARADAĞ, Erol ÇÖL, Refik SUNGUR, Nazım GÜNAYDIN, Orhan Veli KARADAYI, Mehmet ÖZBEK, Ömer Faruk ÜNAL hazırlık ifadelerinde ve Mahkemedeki ifadelerinde saldırının ve katliamın organizeli olduğunu belirtirler.

Belgelerden ve tanıkların anlatımlarından anlaşıldığı gibi, Sivas katliamı tahrik sonucu değil, örgütlü ve planlı hazırlıkların sonunda gerçekleşmiştir.

Davanın ilk duruşması, Ankara 1 No`lu DGM’de 21. 10. 1993 günü yapıldı. Duruşmayı izlemek üzere binlerce kişi Ankara DGM önüne geldi. Binin üstünde polis Adliyenin geliş yollarını çevirmişti. Saldırganların yakınlarının ve avukatlarının dışında kimseyi Adliyeye yaklaştırılmıyorlardı. Sivas’ta katledilenlerin aileleri ve avukatları içeri alınmadılar. Emniyet güçleri, duruşmayı izlemeye gelenlere ve katledilenlerin yakınlarına acımısızca saldırdılar. Kadınları saçlarından tutarak yerlerde sürüklediler ve copladılar. Ağza alınmayacak küfür ve hakaretler yapıldı. Birçok kişi gözaltına alındı.

İlk duruşma böyle başladı. Yakınlarını kaybeden aileler ve müdahil avukatları sonraki duruşmalara katılma imkanı buldular. Sanıklar, her duruşmada müdahil avukatlara ve yakınlarını kaybeden ailelere sözle ve el hareketleriyle hakarette bulunuyorlardı. Mahkeme heyeti bu tür hareketlere müdahale etmiyordu.

Müdahil avukatlar, katliamla ilgili elde edilmiş fotoğrafları, filmleri ve benzeri belgeleri mahkemeye sundular. Mahkemeye sunulan belgelerde saldırganlar, somut olarak görülüyordu. Ancak mahkeme heyeti avukatların belgelerin incelenmesi istemini kabul etmedi. Daha sonra davanın gelişimini, tanıkların ifadelerini basından ve kamuoyundan gizlemek için gizlilik kararı alındı. Müdahil avukatlar, mahkeme heyetinin tutumunu yanlı görerek reddi hakim isteminde bulundular. Avukatların bu istemi de reddedildi.

Mahkemenin yanlı tutumu karşısında, müdahil avukatlar, yaptıkları bir açıklamayla duruşmalara katılmama kararı aldılar:

Bunca tepki ve uyarıya karşın, mahkeme heyeti kararında direnerek yargılamayı yürüttü. Gizlilik içinde yürütülen yargılama 26. 12. 1994’te karara bağlandı. Mahkemenin gerekçeli kararı şöyledir:

“Gerekçeli Karar: …Sivas olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı, Aziz NESİN’in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz NESİN’e yönelik bir eylem olduğu, kast edilen Aziz NESİN olmasına rağmen hedefde sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu olayların, laik-antilaik veya mezhep çatışması olmadığı, sadece İslam dinince mukaddes sayılan değerlerin aşağılanmasına tepki gösterildiği, Aziz NESİN’in Anadolu’nun herhangi bir vilayetinde da aynı tepkiyi görebileceği, dolayısıyla şahsa yönelik eylemin bir başka amaca çekilerek kamplaşma ve kutuplaşma yaratmasının hukuki ve sosyal bir yararı olmadığı kanaatindeyiz.

“… Olayların müştekisi Aziz NESİN’in, Bakanlar Kurulu’nun 24. 08. 1989 tarih ve 1989/14479 sayılı kararnamesinde, yazarı Salman RÜŞDİ olan ‘Şeytan Ayetleri’ isimli kitabın Türkiye’ye sokulması ve dağıtılmasını yasakladığı, Türkiye’de bu yasağa rağmen adı geçen kitabı Aydınlık Gazetes`inde yayınladığı ve bu kitabın içeriği itibarıyla Müslümanların Peygamberi ve eşlerine karşı tahrik ve tazyif edici ibarelerin bulunması sebebiyle tüm Müslüman halkı bu yayından dolayı haksız şekilde tahrik ettiği, böylece olayların çıkmasının müsebbibi bulunduğu anlaşıldığından, sanıklara tayin olunan ceza TCK’nun 51/1 maddesi gereğince ¼ nisbetinde indirilecek… hapis cezasıyla ayrı ayrı cezalandırılmalarına…“ (Ankara 1 No`lu DGM’nin Gerekçeli Kararı, Sayfa: 461/465)

Böylece Sivas katliamı davasının 22 sanığı hakkında 15’er yıl, 3 sanığı hakkında 10’ar yıl, 54 sanığı hakkında 3’er yıl, 6 sanığı hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanığı hakkında da beraat kararı verildi.

DGM’nin kararında katliamı gerçekleştiren faşist (ırkçı-şeriatçı) örgütlerden söz edilmediği gibi, katliam Cumhuriyete ve laikliğe karşı bir eylem olarak da değerlendirilmemiştir. Ama bir suçlu gerekliydi ve o da bulunmuştu: Aziz NESİN. Üstelik bu hiç de yeni bir şey değildi; devletin yetkilileri, siyasi iktidarın sözcüleri, emniyet yetkilileri ve savcılar da, Sivas katliamının örgütlü bir hareket olmadığını, Aziz NESİN’in tahrikiyle ortaya çıkmış bir tepkinin sonucu olduğunu, olayın ilk gününde açıklamışlardı.

Müdahil avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Esas No: 1996/688, Karar No: 1996/4716 kararıyla, “Katliamın Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu.

Davanin görüldügü siralarda artik iktidar degismis DYP-REFAH Koalisyonu`nda Basbakanlik koltuguna Necmettin Erbakan oturmustur.Iste tam bu dönemde gündeme damgasini vuran MGK nin irtica karsiti deklerasyonlari ile 28 subat süreci baslamistir.Bu kez dengeler altüst olmustur.MGK nin verdiği ayarla cark eden “bagimsiz yargi” 3-5 yil hapis cezasi istediği katliam sorumlulari hakkinda DGM `lerde yeniden actigi davalarla ömür boyu hapis cezasi ve idam istemiyle davalar acar.Gercek suclulara dokunulmadan verilen 27 Kasim 1997 tarihli hükme göre 33 saniga idam cezasi verilir. Yapilan degerlendirmelerde bu davanin Istiklal Mahkemeleri sonrasinda,tek bir davada,bu kadar idam cezasinin verildiği ilk dava oldugu vurgusu yapilir.Yargi,MGK kararlarini da göz önünde bulundurarak ,bir yandan islamcilara gözdagi veriyor,bir yandan da gerceklestirilen katliamda devletin rolünü örtbas ediyordu.

Ankara 1 No`lu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı. Karar, 28. 11. 1997’de açıklandı. Mahkemenin Esas No: 1996/84, Karar No: 1996/199 Gerekçeli Kararında şu ifadelere yer veriliyordu:

“… 7-8 saatlik uzun bir zaman süreci içerisinde güvenlik görevlilerince yapılmış olan çeşitli uyarılara rağmen dağılmayarak Hükümet Konağın`ın önünde bulunan güvenlik görevlilerini kurduğu barikatın da zorlanıp devlet ve hükümetin il’de temsilcisi olan valiye ‘Şerefsiz vali’, ‘Vali istifa’ şeklinde, yürüyüşler ve toplanmalar sırasında Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine aykırı biçimde ‘Şeriat gelecek zulüm bitecek’, ‘Cumhuriyeti burada kurduk, burada yıkacağız’, ‘Yaşasın şeriat, kahrolsun laiklik’, ‘Şeriat isteriz’, ‘Dinsiz laikler’ sloganlarının atılması, bir kısım işyeri, mesken ve araçların yakılması ‘Yak yak’ sloganları altında güvenlik görevlilerinin kurduğu barikatın cebir kullanılmak suretiyle açılıp otelin yakılması suretiyle 35 kişinin öldürülmüş ve çok sayıda kişi ve güvenlik görevlisinin yaralanmış bulunması ve nihayet Türk İnkılabının temel taşlarından birisi olan Sivas Kongresinin imzalandığı ve sonradan müzeye dönüştürülmüş bulunan bina ile önündeki Atatürk Heykelinin tahrip edilmiş olması, olayda kullanılan cebir, bir kısım icra hareketlerinin TCK’nin 146. Maddesinde belirtilen sonucu yaratmaya elverişliğinin ve Aziz NESİN’in düşünce ve davranışları bahane edilmek suretiyle Anayasal düzenin en önemli ilkelerinden olan Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bulunduğunu tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır…” (Gerekçeli Karar, s. 65-67)

DGM’nin kararında 33 sanığa idam, diğerlerine de muhtelif ağır hapis cezaları verilir.

Mahkemenin kararı taraflarca temyiz edilmiştir, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 24. 12. 1998 günü verdiği kararda saniklara verilen hapis cezaları onaylanırken, 33 idam cezası ise bazı usül noksanlıkları nedeniyle bozulmuştur. Dava bir kez daha DGM önüne gelmistir.

Bu arada Sivas katillerinden 6`sının Almanya`ya kaçmış olmaları nedeniyle, bir Sivas Davası da Almanya`da da başlatildı. Cezaları onanan sanıklar, bu katliamı gerçekleştiren kimseler olmakla birlikte; olayın asıl tertipçileri, perde arkasındaki karanlık güçler ve onların devlet bağlantıları henüz açığa çıkarilamamıştır. Olayın asil faillerinden Refah Partili Sivas Belediyesi Encümen üyesi Cafer Erçakmak henüz yakalanmamıştır. O günün Belediye Başkanı, bir zamanlarin Milletvekili, Temel Karamollaoğlu yargılanmamıştır.

Son olarak Sivas Katliami hükümlülerinden 57 kisi en son cikarilan Topluma Kazandırma Yasasi’ndan yararlanmak için basvuru yaparken,bu dava Ankara 1 No’lu DGM’de yeniden görülmeye baslandı…

Kaynaklar:

PSAKD-Arsiv

Gerekçeli Karar (Ankara 1 nolu DGM: 1993/106, Karar No : 1994/190)

Gerekçeli Karar (Ankara 1 nolu DGM: Karar No: 1996/199 )

Sivas Dosyası (TBMM Araştırma Komisyonu Dosyası)

Bilinmeyen Yönleriyle Sivas Katliamı, Ayyıldız Yayınları

Sivas Katliamı , Lütfi KALELİ

Ateşe Semaha Durmak , Ali YILDIRIM