GAZİ OLAYLARI

DomainSiz.com || Sizsiz ASLA!!!

12 MART GAZİ OLAYLARI…

     12 Mart 1995 tarihinde gerçekleştirilen gazi katliamının üzerinden tam 13 yıl geçti. 22 can’ın öldüğü ve yüzlerce kişinin yaralandığı olay şöyle gerçekleşti; Susurluk devletinin Yeşilleri, Gazi’de bir katliam planladılar. Önce polisler kontrollerini yaptılar. İsmet Paşa Caddesi’ndeki kahvehanelere girerek kimlik kontrolü yaptılar. Saat 21.00’e gelirken, Gazi Mezarlığı’ndan İsmet Paşa Caddesi’ne doğru ilerleyen ticari bir taksi, kahvehanelerin önüne geldiğinde yavaşladı. Dostlar, Cihan, Yavuz, Kardeşler ve Doğu kahvehaneleri ile Sarıcıoğlu Pastahanesi kurşun yağmuruna tutuldu. 67 yaşındaki Halil Dede, alnına isabet eden kurşunla öldü.

    Kontrgerilla ticari taksiden kahvehanelere kurşun yağdırdığı sırada, resmi bir polis ekibi ana caddeden yukarı doğru ilerliyordu. Polis, hiçbir şeye müdahale etmeden geçip gitti. Kurt işareti yaparak, ekip otosunun peşi sıra giden katiller, Kıbrıs Caddesi’nin sonundaki karanlığın içinde kayboldu.

    Mahalle halkı, katliamın ardından, önce Doğu Kıraathanesi’nin önünde toplanmaya başlandı. Ne olduğunu anlamaya çalışan Gazi halkı, yaşananın bir katliam olduğunu konuşuyordu. Halil Dede’nin cesedini ve yaralananları görenlerin öfkesi gittikçe büyüyordu.

    Cepheli olan Ali Haydar Çakmak’ın “Hedef Karakol!” diyerek, katliamın sorumlularını göstermesi üzerine Gazi halkı öfkeyle karakola doğru yürüyüşe geçti. Karakol devlet demekti. Karakol, katliam planlayıcılarındandı. Saldırıyı gördüğü halde müdahale etmeyen, izleyen polis, halkın öfkesi karşısında panzerlerle mahalleyi kuşattı. Halk da buna sesiz kalmayarak, barikatlarını kurdu. Barikatlarların kurulması sırasında gözaltına alınanlar oldu. Barikatlar güçlendirilmeliydi. Gün 13 Mart’a döndüğünde, saat 02.00’de dernek megafonundan konuşan bir Cepheli; “Saldıran kontrgerilladır. Bu saldırının hesabını soracağız. Gazi halkı yalnız değildir…” diyerek, katillerin kim olduğunu belirtiyordu.

    Gazi halkı barikatlar kurarak birleşirken, Armutlu’dan, Okmeydanı’ndan, Nurtepe’den, Alibeyköy’den Gazi halkına destek geldi. Barikatlar daha da güçlendi.

   Gaziosmanpaşa Kaymakamlığı’nda toplanan SHP milletvekili Mehmet Sevingen, bazı Alevi dernekleri yöneticileri, Vali Hayri Kozakçıoğlu ve Emniyet Müdürü Necdet Menzir, halkın direnişini bitirmek için uğraşırlarken; Gazi ayaklanmasının ilk şehidi verildi. Cephe taraftarı Mehmet Gündüz alnından vurularak öldürüldü. Devletin askeri, polisi halka saldırıyordu. Katiller aranacağına, halka kurşun sıkılıyordu. Verilen ilk şehitle birlikte daha da öfkelenen halk, panzerlerin üzerine yürüdü.

    Binlerce Gazili, 13 Mart sabahı cemevi önünde toplandı. Polisin üzerine yürüyürek, ellerindeki taşlarla öfkelerini haykırdılar. Susurlukçu ölüm mangaları, otomatik silahlarla halkın üzerine ateş açtı. Hedef gözetilerek açılan ateşte, ön saflarda bulunan 17 yaşındaki Cephe taraftarı Sezgin Engin öldürüldü. 40 yaşındaki emekçi Fadime Bingöl de vuruldu. Gazi Karakol’u yakınlarına kadar gelen ve ellerinde ne varsa, taşla sopayla, otomatik silahlara karşı direnen halk şehitler vermeye devam ediyordu. Halkın arasında kalan bir panzerin üzerine çıkan üç Cepheli, çekiç ve sopalarla panzeri tahrip ediyordu. Panzerin üzerindeki üç gençten birisi olan Ali Yıldırım’da Gazi Ayaklanmasının bir şehidi oldu.

   Ayaklanmanın gücünden korkan devlet, uzlaşmacılarını gönderiyor halkın barikatlarına. Ama sonuç alamıyorlar. Gazililer’in bir kısmının 12 Mart akşamı şehit düşen Halil Kaya ve Mehmet Gündüz’ün cenazelerini hazırlamak için gitmesini fırsat sayan polis saldırıyor. Üç panzer kalabalığı ezercesine dalıyor kitlenin içine. Bu kez taşın, sopanın yanında molotoflar patlıyor panzerin üzerinde. Panzer tutuşurken, Mehmet Gündüz’ün cenazesi, beyaz gömleği kana bulanmış, bir pazar tahtasının üzerinde götürülüyor.

   Devletin 13 Mart günü ilan ettiği, sokağa çıkma yasağına uyulmadı. Halk barikatlarda direnmeye devam etti. Direnişin 3. gününde, 14 Mart günü ayaklanma içinde kurulan Halk Komitesi, taleplerini belirleyerek katliamcılara iletti. Talepler şöyleydi;

1-Asker ve polisin çekilmesi, sokağa çıkma yasağının kaldırılması.

2-Gözaltındakilerin hemen serbest bırakılması.

3-Cenazelerin Gazi Mezarlığı’na defnedilmek üzere halka teslim edilmesi.

4-Diğer semtlerden gelen halkın Gazi’ye girişinin engellenmemesi.

   Halk Komitesi’nin talepleri kabul edildi, bu ayaklanmanın, Gazi halkının zaferiydi.
  
   Gazi ayaklanması etkisini Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde de gösterdi. 13 Mart akşamı, Devrimci Halk Güçleri öncülüğünde katliama karşı harekete geçen 1 Mayıs halkı Gazi’nin yanındaydı.

   14 Mart’ta beş bin kişilik bir yürüyüş yapılar, Gazi’deki katliam protesto edildi. 15 Mart günü ise katliamcılar 1 Mayıs Mahallesi’nde de işbaşındaydı. “Gazi Halkı Yalnız Değildir!” sloganı ile E-5 Karayolu’na doğru yürüyen 10 bin kişiyi aşan kitlenin üzerine, okul binasında pusuya yatan faşistler, kurşun yağdırdı. 1 Mayıs Mahallesi’ndeki katliamda 5 can daha katledildi. 

Katledilen canlardan bazıları: 

           Halil Kaya, saldırıda ilk şehit düşen oydu. Gazi’ye saldıran kontrgerillanın kurşunları onu bulduğunda kahvehanede her zamanki yerinde oturmuş çayını yudumluyordu. 70 yaşındaydı aksakalı al kana bulandığında. Halil Dede’nin kanı yayıldı Gazi sokaklarına. Kan öfkeye dönüştü.

     Sezgin Engin, en genç şehidiydi Gazi ayaklanmasının. Çocukluğunda tanıştı devrimci düşüncelerle. Liseli Dev-Genç’li bir devrimci olarak mücadeleye atıldı. Cepheli oldu. Ayaklanma boyunca kahramanca çatışarak şehit düştü.

     Fadime Bingöl, Karslı, çocukluğundan beri bir emekçi; evli ve çocukları vardı ve Gazililerin ablasıydı. Saldırıya duyunca bir saniye bile evinde durmayıp katıldı ayaklanmaya.

    Dinçer Yılmaz, Tokatlı, 19 yaşında konfeksiyon işçisi bir gençti, Cepheliydi. Katliama karşı ilk tepkinin örgütlenmesinde ve öfkenin ayaklanmaya dönüşmesinde canla başla çalışanlardandı. 13 Mart’ta katledildi.

    Hasan Gürgen, 26 yaşında, Sivas Zaralı bir delikanlıdır Hasan. Emekçidir Gazi’deki hemen herkes gibi.. Cephe taraftarıdır. Katliama karşı en önde koşup yiğitçe çarpışanlardandır. Panzerin üzerindeki üç kahramandan biridir.

   Ali Yıldırım, 22 yaşındaydı aslen Sivas, Hafik ilçesinden Ali. Bağcılar Endüstri Meslek Lisesi’nde okurken Liseli DEV-GENÇ’li olmuştu. Gazi’deki saldırıyı duyar duymaz Okmeydanı’nda halkı toplayıp Gazi’ye doğru yürüyüşe geçirenlerden ve Gazi’de panzerin üzerine çıkan üç Gençten biriydi.

   Mehmet Gündüz, üç çocuk babası bir emekçiydi 1958 Erzurum doğumlu ve Cepheli Mehmet Gündüz. Katliamı duyar duymaz sokağa fırladı. Emekçi elleriyle kurdu barikatları. Polis panzerinden açılan bir ateşle ölümsüzleşti.

    Zeynep Poyraz, 1970′de doğdu. 80′li yıllarda devrimcilerle tanıştı. Katliamı duyduğunda oturdukları Derbent Mahallesi’nden koşup geldi Gazi’ye. Barikatlarda geçen günün sabahında kalleş bir kurşunla sırtından vuruldu. 

    Dilek Sevinç, yeni evliydi, iki aylık hamileydi ve bir konfeksiyon işçisiydi. Katliamı duyar duymaz fırladı dışarı. “aman kızım bir yere gitme” dedi büyükleri. Oysa gitmeliydi, Gazi için, halk için, karnındaki bebeği için gitmeliydi faşizme karşı direnenlerin yanına.. direnenlerin safında ölümsüzleşti karnındaki bebeğiyle..

    Fevzi Tunç, 22 yaşındaydı. Askerden geleli daha 4 ay anca olmuştu. Her Gazi’li gibi saldırıyı duyunca Fevzi’de koştu halkının yanına. Sloganlarıyla, öfkesiyle direnirken katledildi.

      Reis Kopal, oda henüz 20 yaşındaydı. Yedi kardeşi daha vardı Reis’in. Bir terlik fabrikasında işçiydi. Gazi ayaklanmasında ise bir savaşçı. Dövüşürken de tezgâh başındaki kadar ustaydı. Bir emekçinin onuru ve cüretiyle ölümsüzleşti.

    Mümtaz Kaya, 22 yaşında Gazili bir delikanlı daha. Alibeyköy’de tepenin yamacındaki tek katlı konduda anası, babası ve 1 yıldır evli olduğu eşi ile birlikte kalıyordu. Oligarşinin ordusunda askerdi. İzine gelmişti. Saldırıyı duyduğunda tereddütsüz Gazi’ye koştu. Halkın saflarında direndi ve şehit düştü.

     Genco Demir, Ümraniye’de şehit düşenlerdendi. 33 yaşında, üç çocuk babasıydı. Tek kolu yoktu Genco’nun. 15 Mart’ta Gazi Katliamını protesto eden halkın içindeydi. Tek kolu öfkeyle havadaydı katillerin kurşunları vücuduna saplandığında.

     Hakan Çubuk, 22’sindeydi, inşaatlarda çalışıyor, su tesisatçılığı yapıyordu. İki yıldır devrimcilerle ilişkisi vardı. Ekmek kavgasını sınıf kavgasıyla birleştirmişti. Polisin ateşiyle başından vuruldu. 15 gün boyunca ölüme direndi. 30 Mart’ta şehit düştü.

    İsmihan Yüksel, katledildiğinde 52 yaşındaydı. Faşizmi Maraş’tan biliyordu. Maraş katliamını yaşamıştı. Gazi katliamını yaşamıştı. Gazi katliamını duyduğunda öfkesi ayağının kırık olduğunu bile unutturmuştu ona. Ümraniye’de Maraş’ın, Gazi’nin hesabını sormak için yürürken sırtından vuruldu.  

     İsmail Baltacı, 1 Mayıs Mahallesi’nin kuruluş çalışmalarında yer alan bir emektardı. Devrimcilerden yanaydı. 40 yaşında üç çocuk babasıydı. 15 Mart’ta Ümraniye’de saldıran polise karşı gençlerle birlikte taş atmaktaydı. 5 kurşun saplandı bedenine.

     Hasan Puyan, iki çocuk babası, onurlu, faşizme karşı biriydi. Halkıyla birlikte Gazi katliamını lanetlemek için yürürken katledildi.

      Sonuç olarak; Gazi olaylarında toplam 22 can katledildi. Gazi katliamının perde arkasını aydınlatılması ve faillerinin cezalandırılması yönünde devletin ve siyasi iktidarın yaklaşımı tarafsız olmamış, katliamın üstü kapatılarak elde olan tetikçilerin aklanması ve kurtarılması sağlanmıştır. Polisler hakkında açılan göstermelik davayı kamuoyundan gizlemek için Trabzon’a sürüldü. Dava ile ilgili yargılanan polislerin büyük bölümü delil yetersizliğinden berat etti. 3 polise ise ödül gibi ceza verildi. Onca kişiyi öldüren bu polislere verilen ödül gibi cezalarda iyi hal gerekçesi ortaya sürülerek ertelendi. Gazi katliamının sorumluları bugün aramızda ellerini kollarını sallayarak gezmektedirler. Gazi katliamı sorumlularının yargılanması ve cezalandırılması gerekilirken, olayın mağdurları olan insanlarımız yargılandı ve cezalandırıldı. Bütün delillere rağmen 5 yıl süren davanın ardından sanık polislerin tamamı birer birer tahliye edildi. Dün, Maraş, Çorum, Sivas katliamlarının gerçek sorumlularının bulunup açığa çıkarılmadığı gibi, Gazi katliamının gerçek sorumluları da açığa çıkarılmadı, açığa çıkanlar ise berat ettirildi. Bu karar Gazi halkının acısını bir kat daha artırmıştır.                  

            Ama şunu hiç unutmasınlar biz bir ölürüz bin diriliriz. Bunların hesabı bir gün bir bir sorulacak. “Gün gelir devran döner” diye bir söz var bizde o devranı döndüren kişiler olmak için elimizden gelen bütün çabayı göstericeğiz.     

Gazi, Maraş, Sivas, Çorum, Dersim katliamları unutulmadı ve unutulmayacak…

Kahrolsun faşistler…

Saygılarla…                     

KENDİMİZİ KULLANANLARA İZİN VERMEYELİM

            Ne garip ki bizim hak hukukumuzu savunup gibi görünüp de bizi kullanan ne kadar güç var. Kardeşlerim birilerinin sözlerine inanıp da arkasından ne gelir diye düşünmeden girdiğiniz yollara bir daha bakın. Hepimizin bildiği bir sözü hatırlatmak isterim sizlere “Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin…”. Arkadaşlar size bir şeyler vaat edenlerin ne beklentisi olduğunu bir düşünün. Sonrasında neler olabileceğini göz önünde bulundurun.

            Bu vatanın evlatları, okuyun başkalarının söylemlerini değil, okuduktan ve araştırdıktan sonra kendi düşüncelerinizi savunun. Biz özgür bir ülkede yaşıyorsak ve bu günlerde bunu herkes haykırıyorsa sizde haykırın. Okuyun arkadaşlarım kendiniz için, çocuklarınız için, öncelikle bu vatan için. Bazı kişilerin söylevlerini değil kendi düşüncelerinizi savunun. Okuyun ki kendinizi ve geleceğinizi bilin.

            Kendinizi kullandırtmayın. Bu ülkeyi hep bölmeye çalıştırdılar. Türk – Kürt dediler, Alevi – Sünni dediler, Sağ – Sol dediler, şimdi de İnançlı – İnançsız ya da Laik – Yobaz diye bölmeye çalışıyorlar. Yapmayın kardeşlerim üzerimize oynanan oyunları görün. Hepimiz bu vatanın evladıyız. Hangi topraktan ekmek yiyoruz. Paylaşamadığımız ne. Dedelerimiz bu topraklar için ölmüş, bizse onların kanıyla sulayarak sahip çıktıkları vatanı kendi ellerimizle ikiye bölüyoruz. Yapmayın arkadaşlar üzerimizden oynanan oyunu görün. Herkes bir şeyleri savunurken onu haklıymış gibi gösterebilir ama biz bunun ne getireceğini bir düşünelim. Atalarımız bile söylemiş “Minareyi çalan, kılıfını uydurur.”. Arkadaşlar neyin ne olduğunu bilemezsek her söylenen bize doğru gelir. Ama bir şeyleri okuyup görebilirsek her şey daha farklı olur.

            Bu günlerde savunulanları iyice bir düşünün. Herkes özgür madem neden bir kişi çıkıp kendi düşüncesini haykırsa hemen apar topar, sözü bitmeden oradan uzaklaştırılır. Neden şimdi türban bir özgürlüktür diye bağıranlar, bu konu ilk gündeme geldiğinde “Türban bir siyasi simge olabilir.” ibaresini kullandılar. Neyi simgeliyor türban sizi mi? yoksa İslamiyet’ i mi? Bunu kendi çıkarları için savunanlara soruyorum “Eğer Müslümansanız ALLAH’ a nasıl hesap vereceksiniz. Bu kadar kul hakkı alırken yattığınız yatakta nasıl rahat uyuyorsunuz?”. Bence hayatta en önemli ve yükü ağır olan bir insan varsa buda bir insanın hak ve özgürlüklerini ben savunacağım diyebilen kişidir. Bu görevi üstleneceğim diye söz verenler bu sözlerinin ne kadarını tutuyorlar. Gerçekten sözlerini mi tutuyorlar yoksa birilerinin değneği olup, ekmek yedikleri toprağı başkalarına mı peşkeş çekiyorlar. Merak ediyorum ellerinden vatanları gidince köpeklik ettiği kapılar onları o zaman sahiplenecek mi? Unutmasınlar karşıdakiler onlardan akıllı, kendi vatanını satabilen onları daha kolay satar diyeceklerdir. O zaman sattıklarını ararlar. Ne olur kardeşlerim bir dur diyelim şunlara, vatan elden gitmeden!

            Çıkartılmaya çalışılan yasa ile bu bizden, bu değil ayrımını yapmaya çalışılıyor. Bu o kadar açık ki bağlanma şekline bile karışılıyor. Siz bunu neye dayandırarak yapıyorsunuz. Bu kuranda böyle mi belirtildi acaba… Kutsal diye bağırdıkları dini özgülüklerini kendi emelleri için kullanırken hiç mi yüzleri kızarmıyor. Olanlar bu kadar netken ne olur önümüzde oynanan oyunları görelim.

            Arkadaşlarım olanlara ses çıkartalım. Şu an ses çıkartmazsak ilerde belki hiç konuşamayacağımız günler gelecek. Ne istediğimizi bilsinler. Biz birileri peşkeş çeksin diye bu vatan için şehitler vermedik. Geçmişte ne canların yandığını biliyoruz. Ama bu konu daha hassas çünkü söz konusu olan din. Bunu kullananlara izin vermeyelim. Biz kendini ve ne istediğini bilebilecek insanlarız kimseye kendimizi özelliklede bu vatanı kullandırtmayız. Biz bu vatanın evladıyız. Biz Mustafa Kemal’ in izinden gidenleriz. Biz vatanı için canını vereceklerdeniz. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!