KURTULUŞ SAVAŞININ TEK DENİZ SAVAŞI

DomainSiz.com || Sizsiz ASLA!!!

DESTAN GEMİ ALEMDAR

DESTAN GEMİ ALEMDAR

Zonguldak bölgesinin milli mücadelede önemli ve ayrıcalıklı bir yeri vardır.
Kurtuluş savaşının ilk ve tek deniz savaşı Ereğli açıklarında yapılmıştır.
Bu savaş sonrası yaşanan gelişmelerinde etkisiyle Fransızlar TBMM ile Ankara Anlaşması’nı yapmışlardır.
Kurtuluş savaşının bütün imkansızlıklara, silah ve cephane kıtlığına rağmen sürdürülmeye çalışıldığı bir ortamda Rusya’dan silah ve cephane temin edilmişti.Bu silan ve cephanenin cepheye ulaştırılmak üzere Karadeniz sahillerine taşınması için gemiye ihtiyaç vardı.Ancak milli güçlerin elinde de bu görevi yapacak yelkenli takalardan başka araç yoktu.
İstanbul’daki donanma ise düşmanın elinde ve kontrolündeydi.Dolayısıyla cephelere gönderilmek üzere İnebolu ve diğer iskelelere götürülecek cephaneyi taşıyacak başka gemilere şiddetle ihtiyaç vardı.

Alemdar’ın Ereğli’ye Kaçırılması

I İnönü Savaşının tarihi olan 10 Ocak 1921’den en üst düzeye ulaşan taşıma araçları sıkıntısı İstanbul’daki denizcilerimizce de biliniyordu.Ancak İstanbul’dan herhangi bir gemiyi kaçırmak imkansızdı. Alemdar kurtarma gemisi böyle bir ortamda ve İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin arasından I. İnönü Savaşından 13 gün sonra Ereğli’ye kaçırılmıştır.Sadece 8 kişi olan ve yakalanmaları halinde kurşuna dizilmeyi göze alan kahramanlar, boğazda karakol bekleyen İngiliz harp gemisinin önünden geçerken “Karadeniz’de batacak bir gemiyi kurtaracağız” diyerek boğazdan uzaklaşmışlardır.Bu arada Alemdar’ın 12 mil olan hızını insan üstü bir gayretle 14 mile çıkartarak dalgalar arasında Karadeniz’e çıkmışlardır.
23 Ocak 1921 tarihinde gece saat 12’de başlayan yolculuk 24 Ocak 1921 tarihinde sabah saat 8’de Ereğli’de sona ermişti.Kuvayı Milliye’ye katılan Alemdar hazırlıklarını tamamlamış, 80 ton kömür almıştı.27 Ocak tarihinde gece saat 3’te, önce Amasra, daha sonra Sinop’a gitmek ve buradan da bilinen rota ile Trabzon’a varmak üzere yola çıkmıştı.
Ancak Alemdar’ın Ereğli’ye geldiğini ve ve sessizce yeni sefere hazırlandığını gizlice izleyen Ereğli’deki Rumlar durumu Fransız ve İtalyanlara bildirmişlerdi.
Lombozları (x) karartıp, mürettebatının sigara bile içmeyip dışarı ışık sızmasını engellediği Alemdar, Bababurnu’nu dönünce Zonguldak yolunun 8.milindeki Ölüce fenerine geldiği zaman ışıklarını söndürüp, top ve makineli tüfekleriyle ateşe hazır avını bekleyen C-27 Fransız Şasör Gambot motoru ile karşılaşmıştı.Bütün ışıklarını aniden yakan Şasör Alemdar’a rampa etmiş ve silahlı Fransız askerlerini gemiye çıkartmıştı.
Esir alınan Alemdar Zonguldak limanı açıklarına getirilip demirlenmişti.Alemdar, bir süre sonra Fransız deniz yüzbaşısı Tilli komutasında, iki muharebeci, dört silahlı asker ve Türk müretttabat ile birlikte İstanbul’a doğru yola çıkarıldı. Fransız gambotu da arkasından takip ediyordu.
Bu arada esir Alemdar’ın esir kahramanları aralarında yaptıkları planı uygulamaya karar verdiler.Fransız askerleri etkisiz hale getirip, gemiyi kurtarmak ve en azından gemiyi bir yere bindirerek düşman eline geçmesini engellemek.
Plan uygulanır ve Çarkçıbaşı Yüzbaşı Adil Bey yönetimindeki babayiğit gemicilerin bir kısmı kaptan mevkiinde gemiyi idare eden Fransız Yüzbaşı Tilli’yi, diğerleri de Fransız askerlerini etkisiz hale getirerek hepsini esir alırlar.
Tekrar ele geçirilen Alemdar yönünü İstanbul’dan Zonguldak‘a çevirir.İsmail Kaptan’dan “Dümeni kır, geri dön, istikamet Ereğli” talimatını alan Serdümen (xx) Recep Reis sevinç içindedir.
Fransız C-27 Şasörü ise Alemdarın olağan üstü dumanını ve geri döndüğünü görünce tam yolla ve 22 mil süratle üzerlerine gelir ve makineli tüfekleri ile sürekli ateşe başlar.Ayrıca Alemdarın baş tarafına top ateşi de açarak O’nu durdurmaya çalışır.
Esir olmaktansa ölmeyi tercih eden kahramanlar Fransızlardan ele geçirdikleri silahlar ile kendilerine yaklaşmış olan gemiye ateşe başlarlar.
Alemdarın Fransızlardan kurtarılmasında büyük rol oynayan Çarkıbaşı Beykozlu Yüzbaşı Adil Bey lomboz deliğinden ateş ederek top başındaki nişancıyı vurur.Diğer mürettebat da ateşe devam eder.Karşılıklı ateş sırasında Serdümen Recep Kahya şehit olmuştur.Tahir Ketencilerli göğsünden, İstanbullu Ömer üç yerinden, Ortaköylü Şaban başından ağır yaralanmışlardır.
Çaresiz kalan gambot ise makineli tüfekleri ile şiddetli ateş açarak geri kaçmaya başlar.
Bu arada Alemdar Ereğli Limanı’na yaklaşmakta iken, Fransızlar arkadaşlarını kurtarmak ve Alemdar’ı tekrar ele geçirmek amacıyla güverte savaşı yapmak üzere bombalar, kancalar, baltalarla rampa ederek tekrar saldırırlar.Bu saldırıyı da püskürten Alemdar kahramanları düşmanın rampasına meydan vermezler.
Ereğli halkı da top ve makineli tüfek seslerini duyup büyük bir hınç ve coşkunlukla kıyılara koşmuştur.
Alemdar’ın Çobançesmesi önlerine bindirmesine, baştan kara etmesine(xxx) , engel olmak isteyen gambot kıyı ile Alemdar arasına savaşarak girmiş, rampasına 100 metre kaldığı anda kıyıdaki siperlerin yakın menziline de girdiğinden kıyıdan ansızın çok isabetli yaylım ateşine uğradı.Gambot isabetler aldı.Vurulup düşen Fransızlar görüldü.İki ateş arasında kalan Fransızlar üç top atışı daha yaptılar.
Çobançeşme’deki Memleket Hastanesi isabet alarak hasar gördü.Bir top mermisi de Alemdarın bacasını sakatladı.
Kurşun yağmuru altında kalan Fransızlar, top ve makinelileri terk ederek güverteyi boşaltmışlar, bunu gören bazı silahlı kişiler de sandallarına atlayarak yardıma koşmuşlardır.
İki saat süren savaşın sonunda Fransızlar çareyi kaçmakta bulmuşlardır.
Savaşın sonunda 27 Ocak 1921 günü kahraman Alemdar’ın ve fedakar Ereğlilerin bir zafer ve kahramanlık günü olarak tarihe geçmiştir.

Savaşın Siyasi Sonuçları

Savaşın ertesi günü Ereğli önüne gelerek esirlerin teslimini, yoksa bombardıman edeceğini bildiren Amiral Dümenil’in ultimatomuna rağmen
Türk direnmesini kırılamayınca Fransızlar Türk Hükümetinin şartlarını kabul etmişlerdir.
Esirlerin geri verilmesi ve Alemdar’ın Ereğli’de Milli Mücadele’nin sonuna kadar demirli kalması şartı ile karasularımızın 10 mil açıklarına kadar gemilerimize dokunmamayı taahhüt etmişlerdir.
Zayıf zamanımızda yapılan bu anlaşmanın dünya çapında büyük anlam ve değeri olmuştur.
Nitekim Fransızlar, milli ve siyasi varlığımızı tanıyan ilk devlettir.
TBMM Hükümeti resmen tanınmıştır.
Bu anlaşma Ankara İtilafnamesine yol açmış, Mudanya ve Lozan’a da destek olmuştur.

Alemdar’ın Yüzdürülmesi ve Trabzon’a Götürülmesi

Kıyıda karaya oturtulan Alemdar’ın Fransızlarla yapılan anlaşma gereği resmi emir verilerek tekrar yüzdürülmesi ve Trabzon’a götürülmesi mümkün değildi.
İsmail Kaptan’ın yerine Alemdar’a Birinci süvari olan Kıdemli Yüzbaşı Nuri Bey, Ankara’dan gizlice Ereğli’ye gelen Bahriye Dairesi Reisi Şevket Bey’den aldığı şifahi emirle bütün hazırlıklarını tamamlar ve Trabzon’a hareket eder.
Alemdar Trabzon’ geldikten sonra Türk ve Rus limanları arasında önemli miktarda silah ve cephane taşıdı.Daha sonra 21 Mayıs 1922 tarihinde silahlandırılan Alemdar’ın görülmeyen yerlerine 7.5 luk iki, 4.5luk iki Şnayder topu yerleştirildi.
Alemdar silahlandırıldıktan sonra taşıma işlerinde çalışan tekneleri korumak ve Karadeniz’de güvenliği sağlamak üzere görevlendirildi.

Milli güçlerin deniz araçlarına en çok muhtaç olduğu bir zamanda, Alemdar Kurtarma Gemisi gibi başarılı bir geminin Kurtuluş Savaşında yerini alması ve denizde yapılan tek savaşı yapan gemi olması, deniz harp tarihimize şanlı bir destan olarak yazılmıştır.
Esir olmaktansa ölmeyi tercih eden bir milletin bağımsızlık savaşında kahramanca tek deniz savaşını yapan Alemdar’da ilk ve tek deniz şehidi de verilmiştir.
Serdümen Recep Kahya.Kendisini rahmet ve minnetle anıyoruz.
Zonguldak’ın ve Ereğli’nin kurtuluş günleri kutlanırken hatırlanmayan bile Recep Kahya’nın ve Alemdar ‘ın kahraman mürettebatının anısına bir anıt dikilmesinin ve her daim hatırlanmalarının zamanı çoktan gelmiş ve de geçmektedir.
Bu vatan aşkı ile dopdolu kahramanlık destanının okullarımızda okutulan tarih kitaplarında hiçbir şekilde yer almayışının nedenini bulabilmek ise mümkün değildir.
Zonguldak’ta ve ilçelerindeki okullarda da Alemdar’la ilgili tek kelimelik bilgi verilmez, bu kahramanlıklar anlatılmaz.Çünkü aynı müfredatla yetişen tarih öğretmenleri de ne yazık ki bu bilgilere sahip değildir.

Alemdar’ın Sonu

1898 yılında Danimarka’da galvenizli çelikten yapılan ve 750 beygir gücündeki Alemdar, çift kazanlıdır.Sürati ise, 12 mildir.Gemi personeli 28 kişidir.Kurtarma işlerinin önemine göre personel sayısı artırılmaktadır.
Alemdar’ın sonu denizcilik tarihimizin diğer önemli gemileri gibi olmuştur.
1951 yılında kazanları değiştirilerek hizmete devam etmiş, modern kurtarma araçları ile donatılarak yetenek ve yeterliliği korunmuştur.Daha sonra, Alemdar Kurtarma Gemisini Deniz Yollarından satın alan Bahattin Hiçyılmazlar Şirketi, Alemdar’ı 27.10.1971 tarihinde başka bir denizcilik şirketine satmıştır.Gemi birçok el değiştirdikten sonra 1973 yılında tıraş bıçağı yapımı için gemi sökücülerinin ellerine bırakılmıştır.
Alemdar’dan geriye kalan birkaç eski resim ve bir fenerdir sadece.
Tarih yazmış bir gemi tarihin derinliklerine sessiz sedasız gömülmüş ve unutulmaya yüz tutmuştur.
Alemdar’ın 1/1 ölçüsünde yeniden yapılması ve müze gemi olarak değerlendirilmesi çalışması, jilet yapılan Alemdar’a ve O’nun kahraman mürettebatına olan borcumuzu, vefasızlığımızı belki bir nebze olsun azaltacaktır.
Nitekim, Alemdar Gemisi’nin kahraman mürettebatını ölümsüzleştirmek ve kahramanlık hikayesini yaşatmak için müzeleştirilecek Alemdar için çalışmalar sonuçlanmak üzeredir
Gemi bloklarının 4 parça şeklinde, 4 ayrı tersanede inşası tamamlanmış , 4 gemi bloğunun deniz yolu ile alana getirilmesinden sonra, monte işlemine geçilmiştir. 4 parça halinde tersanelerde yapımı tamamlanan gemi bloklarında birebir gemi malzemesi kullanıldı.Yani, Alemdar yeniden inşa ediliyor.. Bölümler halinde tasarlanan müzede, interaktif medya sistemleri ile ‘tarihi canlandırmalar da yapılacak.

AÇIKLAMALAR
(x) Lomboz: Kamaraları aydınlatmak ve gemilerin içeri kısımlarına hava ve ışık vermek üzere bordolardan ve güvertelerden açılmış yuvarlak menfezlerdir.(Karada pencere karşılığı)
(xx) Serdümen: Savaş gemilerinin seyir halinde nöbetleşe dümen tutmakta ve limana giriş ve çıkışlarında iskandil yapmakta ve limanda çalıştırılan stimbot ve filikaların idaresinde kullanılmakta olan ve bu amaçla yetiştirilmekte olan erata denir.
(xxx) Baştan kara etmek: Kıyıya yakın batma tehlikesi geçiren bir geminin, personelini ve kendisini kurtarmak için baş tarafından karaya oturmasıdır.

Etiketler: kurtuluş savaşı, deniz savaşı, hizmet, tbmm, zonguldak, alemdar römorku, alemdar savaş gemisi, silah, siyasi, karadeniz, trabzon, 750hp

MAGAZİN HER ŞEYİ ÖLDÜRÜYOR

2005 yılı aralık ayına ait bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Başlığı ‘Magazin Her Şeyi Öldürüyor’ olan bu yazı zaman gazetesinden bir alıntı. Bir yazar ve kendisine ait kitabın içeriğine ilişkin bu yazının kahramanlarının bilmediği ufak problem; kitabın ve bu yazının ana fikri olan magazinin kötü bir fikir olduğunu düşünmelerinin yanlış olduğudur. Ne var ki asıl yanlış TV lerdeki kalitesiz yayınlar. Bu arada illa bu yayınları izlemeyi seçenleri de saymıyorum bile. Buyrun yazımızı okuyun…

Kaynak: Zaman Gazetesi, 29.12.2005, Hüseyin Sorgun

Murat Gülsoy, yeni romanı Sevgilinin Geciken Ölümü’nde büyük bir acının ardından kendisiyle hesaplaşmaya başlayan gazeteci Cem’in hikayesini anlatıyor. Gülsoy, “Benim için yazmak, beni değiştirebileceğini ümit ettiğim metni üretme çabasıdır.” diyor.
Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğretim üyeliğinin yanı sıra Boğaziçi Yayınları’nın da başında olan yazar Murat Gülsoy, yeni romanı Sevgilinin Geciken Ölümü’nü okurla buluşturdu. Yazarla söyleşiye geçmeden önce kitabı özetleyelim: Serap, geçirdiği bir trafik kazası sonucu bitkisel hayattadır. Cem, hastaneden eve getirdiği ve bir yoğun bakım ünitesine çevirdiği evinde, zaman kavramının çatlakları arasında “öncelik” ve “sonralık” sıralamasını muğlaklaştırarak gezinirken, yaşamının gerçekleriyle ve kendi kendisiyle yüzleşir. Bir gazeteci olan Cem’in, gerçek olaylardan zihninin kurmacasına uzanan yolculuğu, aşk düzleminde hayat ve ölümle kesişir. Ve eşi Serap’ın kaza sonucu bitkisel hayata girmesi, gazeteci Cem’e hayatın anlamını fısıldar. Her gün gazete sayfalarında yeni bir dünya kuran Cem; geçmişine gittiği bir günlük zihinsel yolculuğunda, değiştiğini, giderek başka bir Cem’e dönüştüğünü hisseder.
Sevgilinin Geciken Ölümü, aşk kavramına ölüm ve yaşam arasında nasıl bir açıyla bakıyor?
Büyük duygular, büyük acılar ve sevinçler insanın algısını değiştirir. Sevgilinin Geciken Ölümü’ndeki gibi büyük bir hastalık ya da sorumlulukla karşılaşıldığı zaman, sürekli acı çekilerek ve büyük bir belirsizlik yaşanarak geçirilen bir zaman dilimi başlıyor. Cem’in hayatın anlamını sorgulaması; bitkisel hayattaki Serap için içinden “ne kadar odur” sorusunu sorması… Bütün bu büyük problemlerle karşılaşan insanın tabii ki algıları da değişmiş oluyor. Geçmişine ve o ânına farklı bakıyor. Dolayısıyla biz ancak Cem’in perspektifinden olayları değerlendirebiliyoruz. Bu anlamda Cem’e ne kadar güvenebiliriz, onu da bilmiyorum. “Serap’la Cem’in bitmeye yüz tutmuş evliliği” dediğiniz şey, belki de Cem’in geçmişe yaptığı yolculukta gördüğü şey. Bu anlamda da farklı okumalara açık, muğlaklıklar barındıran bir anlatı olduğunu söyleyebilirim.
Son zamanlarda aşkı sömürdükçe semiren bir edebiyatçılar zümresi türedi. Kitabınız bu anlayışın neresinde duruyor?
Aşkın tarif ettiği belirli bir durum yoktur aslında. Bu kavramın bu kadar konuşuluyor ve yazılıyor olması da bundan. Ama edebiyatın yapması gereken, farklı koşullarda farklı durumlarda ne gibi farklılıklar oluşturabileceğini araştırmaktır. Sanattan beklediğimiz etki belki de bu ‘bambaşkalık’tır. Aşk insan var olduğu günden bu yana her zaman gündemdedir. Sanat, bu insani deneyimin zenginliğini ortaya çıkarabilmelidir. Dil bizi kısıtlayabilir ama dille uğraşmamızın nedeni de bu kısıtlamaları aşabilmek içindir. Piyasa dediğimiz vakit, ben genellemelerden kaçınıyorum. Herhalde bilimsel bir disiplinden geldiğim içindir.
Bu kitapla hikâyeden romana geçtiniz. Bu geçişi “konu”ya mı, “yazar”ın edebi serüvenine mi bağlamalıyız?
Roman da öykü de hikaye anlatan türlerdir. Bir kere öykü ve hikayeyi ayrı kullanmaya çalışıyorum. Çünkü her şeye öykü diyorlar. Bir romanın öyküsünden bahsetmek kulak tırmalayıcı. O zaman şunu söyleyemiyorlar; öykünün öyküsü. Aslında her öykünün anlattığı bir hikaye vardır. Burada temelde bir anlam daralması olmuştur. Öztürkçe olalım diye hikayeyi dilden atmak isteyenler, karşılığında bir şey bulamamıştır. Biçimle birlikte içerik de dışlandığından, artık hikaye anlatmayan öyküler var olmaya başlıyor. Evet, sonuçta ben hikaye anlatıcısıyım. Bunu roman türünde de öykü türünde de yapmayı seviyorum. Çünkü bazı konular daha fazla üzerinde durulmayı hak edince, daha fazla zamana, yere ve sayfaya ihtiyaç duyuyor. Bu da bir roman hacmi içinde daha anlamlı oluyor.
Anlatılarınızda, kurgunun hakimiyeti çok ön planda. Ve dış gözlemden daha çok, iç izlenimler öne çıkıyor. Bu da belki laboratuvarda oluşturulmuş hissini veriyor. Ne dersiniz?
Kurgu ile deneyselliği bir arada tutmak zorunda değiliz. Her anlattığımız hikayenin bir kurgusu vardır. Sizin aklınızda bir hikaye vardır ve onu anlattığınız andan itibaren artık ortada olay örgüsüne sahip bir metin vardır. Ve sonra okurun zihninde oluşan bir kurgu vardır. Bu anlamda ben de kurguyu önemsiyorum. Bir anlamda aynı hikayeyi ve kurgusunu değiştirdiğinizde hikayenin gerçekliği de değişiyor.
Bugünlerde Tuna Kiremitçi ile ‘altın çağ’ını yaşayan popüler ve magazin kültürüne dalmış bir edebiyat ve edebiyatçı algısı var. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Her metin kendi okurunu oluşturur. Benim için yazmak, bir anlamda da beni değiştirebileceğini ümit ettiğim metni kendimin üretme çabasıdır. Bu anlamda kitap piyasasına da ürün kalitesi açısından bakamıyorum. Bazı kültürel sorunların olduğunu söyleyebilirim. Tabii sanatın, edebiyatın daha gelişmesini ve nitelik kazanmasını istiyoruz. Ama çok güdük ve küçük bir alanda kalıyor. Gidiş daha çok magazine doğru oluyor. Magazin dünyası her şeyi soğuruyor çünkü. Bunu böyle kötü niyetli bir canavar olarak anlatmıyorum; ama durum bu. İnsanların kendilerini bir parça bundan kurtarmaları lazım.

Etiketler: alanda, ask, aralik, duygular, durum, gazete, kitap, yeni kitaplar, vakit, trafik, yazar, zaman gazetesi, Huseyin sorgun, murat gulsoy, sevgili nin geciken olumu, kaynak, fikri